Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!

İKLİM-TÜRKİYE İKLİMİ

TÜRKİYE’DE İKLİM ELEMANLARI Türkiye İkliminde Etkili Faktörler 1) Matematik konumu: Türkiye bulunduğu konumdan dolayı kışın kutuplardan gelen soğuk hava kütlelerinin, yazın da Tropikal kuşaktan gelen sıcak hava kütlelerinin etkisindedir. Ayrıca güneş ışınlarının düşme açısında yıl boyunca büyük farklar vardır. Bunun sonucu olarak yıllık sıcaklık farkı da fazladır. 2) Yer şekilleri (Yükselti, dağların uzanış doğrultusu ve bakı): Yurdumuzun kuzeyinde ve güneyinde dağlar kıyıya paralel uzandığından kıyı ile iç kesim arasında buralarda iklim farklılığı fazladır. Ege bölgesinde ise dağlar kıyıya dik uzandığından farklılık azdır. Yükseltinin etkisiyle sıcaklık Türkiye’de batıdan doğuya doğru azalır. Bakı etkisinden dolayı dağlarımızın güneye bakan yamaçları bütün yıl kuzey yamaçlarına göre daha sıcaktır. Not: Türkiye’de aynı tarihlerde farklı mevsim özellikleri yaşanabilmektedir. Bunun sebebi; yer şekillerinin çeşitlilik göstermesidir. 3) Denize göre konum: Kıyı bölgelerde nem fazla olduğunda buralarda kışlar ılık, yağışlar fazla ve sıcaklık farkları azdır. 4) Rüzgarların esme yönü: Türkiye’ye kuzeyden gelen rüzgarlar sıcaklığı düşürürken, güneyden gelenler sıcaklığı artırır (enlem etkisinden dolayı). 5) Basınç merkezleri: Türkiye etrafında oluşan basınç merkezleri de rüzgar ve yağış rejimi üzerinde etkili olmaktadır. Yaz mevsiminde Atlas Okyanusu üzerinde oluşup genişleyen yüksek basınç ve Basra Körfezi üzerinde oluşan alçak basınç etkisi altına giren ülkede, yüksek basınç etkisinde iken sıcaklıklar düşmekte, alçak basınç etkisinde iken aşırı sıcaklıklar oluşmaktadır. Kış mevsiminde ise, kuzeyden gelen soğuk hava, Akdeniz üzerinden gelen ılık ve nemli havanın etkisine girmektedir. Bu iki hava kütlesinin karşılaşması ile cepheler oluşmakta ve kıyılarda çoğunlukla yağmur, Trakya, iç ve yüksek kesimlerde kar yağışına neden olmaktadır. SICAKLIK Türkiye Yıllık Sıcaklık Dağılışı • Türkiye'de gözlem yapılan istasyonlardaki uzun yıllar ortalamalarına göre, yıllık ortalama sıcaklıklar 4-20 °C arasında değişmektedir. • Kıyı kesimler iç kesimlerden daha sıcaktır (deniz etkisinden dolayı). • Güney kıyılarımızdan kuzey kıyılarımıza doğru enlemin etkisiyle sıcaklık azalır. • Ülkenin en sıcak kesimleri Güneydoğu Anadolu'nun güneyi ile Akdeniz kıyı kuşağıdır. Buralarda yıllık ortalama sıcaklık 18 °C'nin üzerindedir. • Erzurum ve Kars platolarının yüksek kesimlerinde 4 °C'nin altına düşer. Sebepleri : Yükseltisinin fazla olması, karasallıktır. Türkiye Ocak Ayı Sıcaklık Dağılışı • En yüksek sıcaklıklar Akdeniz bölgesinin kıyı kesiminde görülür. Sebepleri: enlem, deniz etkisi ve Toros kıvrım dağlarının kuzeyden gelen soğuk hava kütlelerini engellemesidir. • En düşük sıcaklıklar Doğu Anadolu’da Erzurum-Kars bölümünde görülür. Sebepleri: Yükseltinin fazla olması, karasallık, kuzeyden gelen soğuk rüzgarlardır. • Kıyı ile iç kesim arasındaki sıcaklık farkı fazladır. Türkiye Temmuz Ayı Sıcaklık Dağılışı • Kıyı ile iç kesim arasında sıcaklık farkı azalmıştır. • En yüksek sıcaklıklar Güney Doğu Anadolu’da görülür. Sebepleri: Karasallık ve Güneyden gelen sıcak rüzgarların etkisidir. • En düşük sıcaklıklar bu dönemde de Erzurum-Kars Bölümünde görülür. Sebebi, yükseltisinin fazla olmasıdır. BASINÇLAR A) YÜKSEK BASINÇLAR 1) Sibirya Termik Y.B: 60° enlemlerinde oluşmuştur. Türkiye’de kışın etkilidir. Etkili olduğu dönemlerde kışlar çok soğuk ve kar yağışlı geçer. Türkiye’ye Kuzeydoğudan sokulur. 2) Asor Dinamik Y.B: 30° enlemlerinden kaynağını alır. Türkiye’de bütün yıl etkilidir. En fazla yazın etkilidir. Etkili olduğu yaz mevsiminin kurak olmasının başlıca sebebidir (Alçalıcı hava hareketinden dolayı). Bu basıncın etkisiyle Ege Kıyıları boyunca kuzeyden esen Etezyen rüzgarı oluşur. Yurdumuza kuzeybatıdan sokulur. B) ALÇAK BASINÇLAR 1) İzlanda Dinamik A.B: 60° enleminde kaynağını alır. Türkiye’de kışın etkilidir. Etkili olduğu dönemde kışlar ılık ve yağışlı geçer. Kuzeybatıdan sokulur. 2) Basra Termik A.B: (30° Kuzey) Türkiye’de yazın ekilidir. Yurdumuza Güney Doğu Anadolu Bölgesinden itibaren sokulur ve sıcaklığı artırır. RÜZGARLAR Türkiye batı rüzgarları kuşağında olmasına rağmen daha çok yerel rüzgarların etkisindedir. Sebebi yer şekilleridir. NEMLİLİK VE YAĞIŞ • Kıyı bölgelerinin nemliliği iç kesimlerden daha yüksektir. Bundan dolayı kıyı kesimlerde yağışlar fazla ve sıcaklık farkları azdır. • Bağıl nem en yüksek Doğu Karadeniz Bölümündedir. En düşük Güney Doğu Anadolu’dadır. • En fazla yağış alan bölge Karadeniz, Bölüm Doğu Karadeniz, il Rize’dir (2400 mm). Rize’nin çok yağış almasında; güneyindeki yüksek dağların hakim rüzgar yönüne dik olması etkilidir. • En az yağış alan bölgemiz İç Anadolu Bölgesidir. Sebebi; etrafının dağlarla çevrili olmasıdır. En az yağış alan il Konya’dır (330 mm). NOT: En az yağış alan bölge İç Anadolu Bölgesi olmasına rağmen en kurak bölge Güney Doğu Anadolu Bölgesi’dir. Sebebi ; buharlaşmanın fazla olmasıdır. • Karasal iklim bölgelerinde kışın görülen yağışlar genellikle kar şeklindedir. Türkiye’de karla örtülü gün sayısının en fazla olduğu bölge Doğu Anadolu Bölgesi’dir. • Türkiye’de kar örtülerinin yerde kalma süresi batıdan doğuya doğru artar. Kar yağışı ve don olayının en az görüldüğü bölgemiz Akdeniz Bölgesidir. • Türkiye’de kışın görülen yağışlar genelde cephesel kökenlidir. Bu tür yağış oluşumu en fazla Akdeniz Bölgesinde görülür. • İlkbahar ve yazın görülen yağışlar genelde Konveksiyon yağışı şeklindedir. En fazla İç Anadolu Bölgesinde görülür. • Oroğrafik (yamaç) yağışları genelde Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinde görülür. Fakat en fazla Karadeniz Bölgesi’nde görülür

06 Dec 2006

(0)



İKLİM-SICAKLIK

Sıcaklık Güneş Işınlarının Atmosferde Dağılışı Yeryüzünün ısınmasında ana enerji kaynağı Güneş’tir. Dünya, Güneş’in uzaya yaydığı enerjinin ancak iki milyonda birini alır. Güneş’ten gelen bu enerji güneş sabitesi (solar constant) ile belirlenir. Atmosferin üst sınırında 1 cm2’ye 1 dakikada gelen kalori miktarına güneş sabitesi (solar constant) denir. Atmosferin etkisiyle, Güneş’ten gelen ışınların tamamı yere ulaşmaz. Atmosfer güneş ışınlarını çeşitli oranlarda tutar ve dağıtır. Bu nedenle yeryüzü Güneş’ten gelen ışınlardan çok atmosfer tarafından tutulan ışınlarla ısınır. Sıcaklık Etmenleri Atmosferin ısınması çeşitli etmenlerin etkisi altındadır. 1) Güneş Işınlarının Yeryüzüne Değme Açısı: Belirli bir yüzeye dik ve yatık gelen ışınların getirdikleri enerji miktarları arasında belirgin bir fark vardır. Çünkü bir ışın demeti dik geldiğinde daha dar bir yüzeyi aydınlatırken, aynı ışın demeti yatık geldiğinde daha geniş bir yüzeyi aydınlatır. Ancak ışınların yere değme açısı daraldığı için etkisi azalır. Bu nedenle Güneş ışınlarının yere değme açısı büyüdükçe yeryüzünü ısıtma gücü de artar. Güneş ışınlarının yeryüzüne değme açısını etkileyen etmenler şunlardır: a) Dünya’nın Şekli: Dünya’nın küreselliğinin bir sonucu olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru güneş ışınlarının yere değme açısı küçülür. Buna bağlı olarak her iki yarım kürede Ekvator’dan kutuplara doğru sıcaklık azalır. Bu durum enlemin sıcaklık üzerindeki etkisini gösterir. b) Dünya’nın Eksen Eğikliği ve Yıllık Hareketi: Dünya’nın eksen eğikliği nedeni ile Güneş çevresindeki dönüşü (yıllık hareket) sırasında güneş ışınlarının yere değme açısı değişir. Yeryüzündeki bir noktanın güneş ışınlarını yıl içinde farklı açılarla alması ısınma farklılıklarına neden olur. c) Dünya’nın Günlük Hareketi: Dünya’nın günlük hareketi nedeniyle güneş ışınlarının bir noktaya değme açısı sabahtan öğleye kadar artar. Öğleden akşama kadar ise azalır. Günün en yüksek sıcaklığı, ışınların en büyük açı ile geldiği öğle saati değil, depolanan enerjinin en fazla olduğu 13.00 – 14.00 saatleri arası ölçülür. Çünkü öğleye kadar yerde biriken enerji, ışınların gelme açısının daralmasıyla birlikte ışıma ile atmosfere iletilir. Işıma gece boyu devam eder, yer soğur. Güneş’in doğuş saatinde ışıma sona erer ve yerde enerji depolamaya başlar. Işımanın sona erdiği anda günün en düşük sıcaklığı yaşanır. 2) Işıma Yeryüzü kazandığı enerjinin bir bölümünü atmosfere geri verir. Buna yer ışıması denir. Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşamadığı saatlerde (gece) ve güneş ışınlarının yere değme açılarının küçüldüğü aylarda yer ışıması artar. Ayrıca, zeminin yapısı da yer ışıması üzerinde etkilidir. Örneğin yeryüzünün bitki ile kaplı alanlarında yer ışıması az ve yavaşken çılak arazilerde ısı kaybı daha hızlı ve fazla olur. 3) Eğim ve Bakı Geniş bir bölgeye düşen birbirine paralel ışınların yere düşme açıları, yamaç eğimine ve bakı durumuna (Güneş’e dönüklüğe) göre değişir. Bu durum yerel ısınma farklarına yol açar. Kuzey Yarım Küre’de güney yamaçlar, Güney Yarım Küre’de ise kuzey yamaçlar güneş ışınlarını yıl boyunca daha büyük açı ile aldığından daha sıcak olur. Ekvator çevresinde bakinin etkisi tüm yamaçlarda görülür. Bakının Etkisi Güneşe dönük olan eğimli yamaçlarda; • Sıcaklık daha yüksektir. • Güneşlenme süresi daha uzundur. • Karların yerde kalma süresi daha kısadır. • Kalıcı karların başlama yüksekliği daha fazladır. • Tarım ürünlerinin olgunlaşma süresi daha kısadır. • Ormanların yükselti sınırı daha fazladır. 4) Yükselti Deniz seviyesinden yükseldikçe atmosferin yoğunluğunun ve içindeki su buharının azalması ile troposferin daha çok yerden yansıyan ışınlarla ısınması nedeniyle sıcaklık, her 100 m’de yaklaşık 0,5°C azalır. Bu nedenle enlemi ayni olan iki farklı noktadan daha yüksekte olan, diğerine göre her zaman daha soğuk olur. Örneğin deniz seviyesinden 155 m yükseklikteki Bursa’da sıcaklık 25°C iken aynı enlemde bulunmasına karşın 2543 m yükseklikteki Uludağ’da sıcaklığın 12°C olması yükseltinin sıcaklığa etkisini gösterir. 5) İndirgenmiş Sıcaklık Yeryüzünde sıcaklığın enleme bağlı dağılışını gösteren haritalar çizilirken yükseltinin sıcaklık üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak için indirgenmiş sıcaklık değerleri kullanılır. Bir yerin yükseltisinin sıfır (0 m) kabul edilerek hesaplanan sıcaklığına indirgenmiş sıcaklık denir. Bir yerin indirgenmiş sıcaklığını hesaplamak için yükseltiden kaynaklanan sıcaklık farkı hesaplanır. Bu fark o yerin gerçek sıcaklığına eklenir. Örnek : 900 m yükseklikteki Ankara’da Ocak ayı ortalama sıcaklığı –2 °C’dir. Ankara’nın deniz seviyesine indirgenmiş sıcaklığı kaç °C dir? Çözüm : 100 m’de sıcaklık 0,5°C azalırsa 900 m’de X°C azalır. X=900 x 0,5 / 100 = 4,5 °C’dir. İndirgenmiş Sıcaklık = Gerçek Sıcaklık + Sıcaklık Farkı İndirgenmiş Sıcaklık = -2 +4,5 İndirgenmiş Sıcaklık = 2,5°C’dir. 6) Kara ve Deniz Dağılışı Karalar denizlere göre daha çok ve çabuk ısınıp, soğurlar. Bu nedenle, karaların daha fazla yer kapladığı Kuzey Yarım Küre’nin yıllık ortalama sıcaklığı Güney Yarım Küre’den daha fazladır. Ayrıca her iki yarım kürede kara ve denizlerin dağılışındaki farklılık termik ekvatorun yer ekvatorundan sapmasına neden olmuştur. Termik Ekvator: Meridyenlerin en sıcak noktalarını birleştiren eğriye termik ekvator denir. 7) Atmosferdeki Nem Oranı Atmosferdeki nem; • Güneşten gelen ve yeryüzünden yansıyan ışınları emerek tutar. • Yeryüzünün aşırı ısınıp soğumasını önler. • Isınıp soğumanın yavaş ve dengeli olmasını sağlar. Bu nedenle nemli bölgelerde günlük ve sıcaklık farkları daha azdır. 8) Okyanus Akıntıları Enlemin etkisine bağlı olarak, ekvatoral bölgeden gelen akıntılar sıcak su, kutup bölgelerinden gelen akıntılar ise soğuk su taşırlar. Sıcak su akıntıları geçtikleri kıyılarda sıcaklığı yükseltici, soğuk su akıntıları ise sıcaklığı düşürücü etki yapar. 9) Rüzgarlar Rüzgarlar geldikleri yerlerin özelliklerine göre, estikleri bölgelerin sıcaklığını yükseltici ya da düşürücü etki yapar. Bu durum enlemin sıcaklık üzerindeki etkisini gösterir. Örneğin Kuzey Yarım Küre’de yer alan Türkiye’de kuzeyden esen rüzgarlar sıcaklığı düşürücü güneyden esen rüzgarlar sıcaklığı artırıcı etki yapar. 10) Zeminin Yapısı Karaları oluşturan taş ve toprakların fiziksel özellikleri (rengi, parlaklığı, gözenekliği gibi özellikleri) yeryüzünde ısınma farklılıklarına neden olur. Ayrıca zeminin bitki örtüsü ile kaplı olup olmaması, bitki örtüsünün yoğunluğu, kar ya da toprak örtüsünün bulunup bulunmaması sıcaklık dağılışı üzerinde etkilidir. Bu nedenle taş ve toprakların ısınıp soğuma süreleri farklılık gösterir. Örneğin açık renkli ve gevşek yapıya sahip kumsallarda ısınma ve soğuma çabuk gerçekleşir. Sıcaklık Kuşakları Matematik iklim kuşaklarının sıcaklık etmenlerinin etkisi ile değişikliğe uğraması sonucu belirlenmiştir. Kara ve denizlerin dağılışı bu belirlemede temel etkendir. Kuzey Yarım Küre’de karaların daha geniş yer kaplaması, yaz sürelerinin daha uzun olması, sıcak su akıntılarının daha etkili olması ve Güney Yarım Küre’de buzullarla kaplı, geniş Antartika Kıtası’nın bulunması nedeniyle sıcak ve ılıman kuşak Kuzey Yarım Küre’de, soğuk kuşak ise Güney Yarım Küre’de daha geniştir. Matematik İklim Kuşakları: Dünya’nın eksen eğikliğine göre belirlendiği için, sınırları dönenceler ve kutup daireleridir. Sıcak Kuşakların Özellikleri Matematik Kuşaklarının Özellikleri Matematik kuşaklarının yer yer değişime uğraması sonucu oluşmuş ve ana çizgileri ile Ekvator‘ a paralel uzanan sıcaklık kuşakları şunlardır: Sıcak Kuşak: Sıcak kuşakta bulunan yerlerde, • Güneş ışınları yıl boyunca dik ya da dike yakın açı ile gelmektedir. Dönenceler arasındaki yerlere güneş ışınları yılda iki kez (yerel saat 12.00’de) dik açı ile gelir. • Günlük ve aylık sıcaklık farkları çok azdır. Ancak 30° enlemlerinde gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok fazladır. • Aylık ve yıllık sıcaklık ortalamaları 20 °C’nin üzerindedir. • Gece – gündüz süreleri yıl boyunca birbirine yakındır. • Alçak yerlerde, yüksek sıcaklık yaşamı olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle yaşmaya ve yerleşmeye en elverişli yerler yükseklerdedir. Ilıman Kuşak: Ilıman kuşakta bulunan yerlerde, • Güneş ışınları hiçbir zaman dik açı ile gelmez. • Günlük ve aylık sıcaklık farkları belirgindir. • Yıllık sıcaklık ortalaması 20 °C’den azdır. • Gece – gündüz süreleri arasındaki zaman farkı artmıştır. • Dört mevsim belirgin olarak yaşanır. Soğuk Kuşak: Soğuk kuşakta bulunan yerlerde, • Yıllık sıcaklık ortalaması 10 °C’nin altındadır. • Gece – gündüz sureleri arasındaki zaman farkı çok fazla olabilir. • Gece ve gündüzlerin sureleri arasındaki zaman farkı çok fazla olabilir. • Gece ve gündüzlerin suresi 24 saatten uzundur. • Güneş ışınlarının gelme açısı küçüktür. • Kutup noktaları, güneş ışınlarını yıl boyunca en fazla 23°27’ lık açıyla alır. Sıcaklıkların Gösterimi Yeryüzünde ölçülen sıcaklıkların dağılışı izotermlerle haritalarda gösterilir. Aynı sıcaklıktaki noktaları birleştiren eğrilere izoterm (eş sıcaklık) eğrisi denir. İzoterm (eş sıcaklık) eğrileri karasallığın ve sıcak su akıntılarının etkisiyle enlemlerden sapma gösterir. İzoterm haritaları ve yer şekillerinin sıcaklık üzerindeki etkisini gösterebilmek için gerçek sıcaklıklar, enlem etkisini gösterebilmek için indirgenmiş sıcaklıklar kullanılarak çizilir ve bu bilgi haritalarda belirtilir. Dünya’da ve Türkiye’de Sıcaklığın Dağılışı Sıcaklığın yeryüzündeki coğrafi dağılışını ve bu dağılışın nedenlerini yıllık ortalama izoterm haritaları yardımıyla incelemek mümkündür. Aylık ortalama izoterm haritaları ise sıcaklığın aylar arasındaki değişimi hakkında bilgi verir. A) Dünya’da Sıcaklığın Dağılışı 1) Dünya Ocak Ayı Sıcaklık Dağılışı a) Kuzey Yarım Küre’de Ocak Ayı Sıcaklık Dağılışı Ocak ayı kış mevsimine rastlar. En düşük sıcaklıklar Kuzeydoğu Sibirya ve Kanada’da görülür. Buralardaki sıcaklık değerleri yıl boyunca -20°C’nin altındadır. Yüksek sıcaklıklar Ekvator ile Yengeç Dönencesi arasında, denizler üzerinde görülür. İzoterm eğrileri karalar üzerinde güneye, denizler üzerinde kuzeye doğru sapma gösterir. Bu durum, karaların denizlerden daha soğuk olduğunun kanıtıdır. b) Güney Yarım Küre’de Ocak Ayı Sıcaklık Dağılışı Ocak ayı yaz mevsimine rastlar. En soğuk yer Güney Kutbu’dur. En yüksek sıcaklıklar Güney Afrika’da Kalahari Çölü’nde, Güney Amerika’da Patagonya Çölü’nde ve Kuzey Avustralya’da görülür. İzoterm eğrileri karalar üzerinde güneye, denizler üzerinde kuzeye doğru sapma gösterir. 50 – 60° güney enlemleri arasında karaların az yer kaplaması nedeniyle izotermler oldukça düzgün uzanır. Sonuçlar • Kuzey Yarım Küre’de izotermlerin gidişi enlemlere uyum saglamaz. Çünkü bu yarim kürede karalar geniş yer kaplar. • Güney Yarim Küre’de izotermlerin gidişi daha düzenlidir. Çünkü bu yarim kürede karalar daha az yer kaplar. • Her iki yarim kürede okyanus akintilari, izotermlerin enlemlerden sapmasina neden olur. 2) Dünya Temmuz Ayı Sıcaklık Dağılışı a) Kuzey Yarim Küre’de Temmuz Ayı Sıcaklık Dağılışı Temmuz ayı yaz mevsimine rastlar. Sıcaklık değerleri yüksektir. Çünkü karalar bu yarım kürede geniş yer kaplar. En sıcak yerler, 15. ve 40. paraleller arasındaki karalar üzerindedir. İzoterm eğrileri karalar üzerinde kuzeye, denizler üzerinde güneye doğru sapma gösterir. 0 °C izoterm eğrisi, Grönland’ın kuzeyi ve kutup çevresinden geçer. b) Güney Yarım Küre’de Temmuz Ayı Sıcaklık Dağılışı Temmuz ayı kış mevsimine rastlar. Antartika Kıtası -10°C izoterm eğrisi ile çevrelenmiştir. 50° - 60° enlemleri arasından geçen 0°C izoterm eğrisi oldukça düzgün uzanışlıdır. İzoterm eğrileri, karalar üzerinde Ekvator’a, denizler üzerinde güneye doğru sapma gçsterir. Sonuçlar • Kuzey Yarım Küre’de izotermlerin gidişi enlemlere uyum saglamaz. Çünkü bu yarim kürede karalar geniş yer kaplar. • Güney Yarim Küre’de izotermlerin gidişi daha düzenlidir. Çünkü bu yarim kürede karalar daha az yer kaplar. • Okyanus akintilari, izotermlerin enlemlerden sapmasina neden olur. 3) Dünya Yıllık Ortalama Sıcaklık Dağılışı Sicaklik Ekvator’dan kutuplara doğru azalır. En düşük sıcaklıklar kutup bölgelerindeki karalar üzerindedir. Alçak enlemlerde karalar denizlerden, yüksek enlemlerde denizler karalardan daha sıcaktır. 0° - 45° Kuzey enlemleri arasında sıcaklık değerleri, karaların geniş yer kaplaması nedeniyle Güney Yarım Küre’ye göre yüksektir. 45° Güney enleminden sonra Güney Yarım Küre, Kuzey Yarım Küre’den daha sıcaktır. Termik ekvator, Avustralya çevresi dışında Güney Yarım Küre’ye inmez. Çünkü bu yarım kürede soğuk su akıntıları daha etkilidir. Kuzey Yarım Küre’de ılıman kuşak okyanuslarının doğu kıyıları batı kıyılarından daha sıcaktır. Dünya Yıllık Sıcaklık Farkı En düşük sıcaklık farkı enlemin etkisine bağlı olarak Ekvator çevresinde görülür. En yüksek sıcaklık farkı 65°C ile Sibirya’da görülür. Kanada’nın kuzeyinde ise 45°C’ye ulaşan sıcaklık farkına rastlanır. Ayni enlemlerde bulunmalarına karşı Sibirya’da yıllık sıcaklık farkı Kanada’dakinden daha yüksektir. Çünkü Sibirya’da karasallığın etkisi daha belirgindir. Ilıman kuşak okyanusların batı kıyılarında sıcaklık farkları soğuk su akıntılarının etkisiyle daha yüksektir. UYARI: En sıcak ay ile en soğuk ay arasındaki sıcaklık farkına yıllık sıcaklık farkı denir. Bu farklar dönenceler çevresinde, karasal bölgelerde en fazladır. Ekvator çevresinde ve denizel etkilere açık yerlerde ise sıcaklık farkları azalır. B) Türkiye’de Sıcaklığın Dağılışı 1) Türkiye Ocak Ayı Sıcaklık Dağılışı En düşük sıcaklıklar, enlem ve karasallık nedeniyle Kuzeydoğu Anadolu’da Erzurum – Kars Bölümünde görülür. En yüksek sıcaklıklar, enlem ve denizellik nedeniyle Akdeniz kıyılarında görülür. Kıyı kesimlerinde denizellik nedeniyle sıcaklık 0°C’nin üstündedir. İç kısımlarda karasallık nedeniyle sıcaklık düşüktür. Buna bağlı olarak kıyı bölgeler ile iç bölgeler arasındaki sıcaklık farkı artmıştır. 2) Türkiye Temmuz Ayı Sıcaklık Dağılışı En yüksek sıcaklıklar enlem etkisi ve nem azlığı nedeniyle Güneydoğu Anadolu’da görülür. Enlem etkisi nedeniyle güneyden kuzeye doğru sıcaklık azalır. Kıyı bölgeler ile iç bölgeler arasındaki sıcaklık farkı Ocak ayına oranla azalmıştır. Türkiye Yıllık Ortalama Sıcaklık Dağılışı • İzoterm eğrileri genellikle batı-doğu uzanışlıdır. • En düşük sıcaklıklar Kuzeydoğu Anadolu’da görülür. Nedenleri: - Bölgenin kuzeyde yer alması nedeniyle soğuk enlemlere yakın olması - Bölgenin deniz etkisine kapalı olması nedeniyle karasallığın belirginleşmesi. • En yüksek sıcaklıklar, Güneydoğu Anadolu’da görülür. Nedenleri : - Bölgenin güneyde yer alması nedeniyle sıcak enlemlere yakın olması. - Bölgenin deniz etkisine kapalı olması nedeniyle karasallığın belirginleşmesi - Bölgenin sıcak ve kuru çöl rüzgarlarına açık olması Türkiye Yıllık Sıcaklık Farkı Nemlilik etkisiyle en düşük sıcaklık farkları Karadeniz Bölgesi kıyı kesimlerindedir. Karasallığın etkisiyle, kıyılardan uzaklaştıkça sıcaklık farkları artar. En yüksek sıcaklık farkı Doğu Anadolu’da, Erzurum – Kars Platosu’ndadır. UYARI: Sıcaklık farklarının 15°C nin üstünde olması, Türkiye’nin matematik konumu ile ilgilidir.

06 Dec 2006

(11)



İKLİM- BASINÇ

B A S I N Ç L A R ________________________________________ Havadaki su buharı ve gazların cisimler üzerine uyguladığı ağırlığa basınç denir. Ölçen alet barometredir. Normal hava basıncı 1013 milibardır (1033gr.=760mm civa basıncı) 1013 mb’dan daha yüksek değerler yüksek basınç (antisiklon) , altındaki değerler alçak basınç (siklon)tır. BASINCIN DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1)SICAKLIK Isınan hava genleşir ve yükselir. Sonuçta basınç azalır. Soğuyan hava ağırlaşır ve alçalır. Sonuçta basınç artar. Sıcaklığa bağlı olarak Ekvatorda sürekli Termik A.B ,Kutuplarda ise sürekli Termik Y.B alanı oluşmuştur. 2)YÜKSELTİ Yükseklere çıkıldıkça atmosferin yoğunluğu azalır. Bunun sonucu basınç ta yükseldikçe azalır. Yükselti ile basınç ters orantılıdır. Ortalama her 10,5 metre yükseldikçe 1mb basınç azalır. Bu basınç azalmasından yararlanılarak yükselti ölçen alet geliştirilmiştir. Buna altimetre denir. 3)YOĞUNLUK Atmosferdeki su buharı ve gazların oranıdır. Yoğunluk arttıkça basınç ta artar. 4)MEVSİMLER Bir yerde kışın havanın soğuması ile Y.B oluşurken , aynı yerde yazın A.B oluşur. 5)YERÇEKİMİ Havanın ağırlığı yerçekiminin bir eseridir. Bu nedenle atmosferin alt kısmında ağır gazlar yer alır. Dünyanın şeklinden dolayı kutuplarda yer çekimi daha fazladır. 6)DİNAMİK ETKENLER Dünyanın günlük hareketinden dolayı 30° enlemlerinde sürekli Dinamik Y.B ,60° enlemlerinde ise Dinamik A.B alanları oluşmuştur. YÜKSEK BASINÇ ALANLARINDA; Alçalıcı hava hareketi vardır. Bu sebeple yağış oluşmaz. Hava hareketi merkezden çevreye doğrudur. Hava genellikle açıktır. Bu sebeple yerin ısı kaybı fazladır. Termik Y.B alanı soğuk, Dinamik Y.B alanı sıcaktır. KYK YÜKSEK BASINÇ GYK YÜKSEK BASINÇ ALÇAK BASINÇ ALANLARINDA; Yükselici hava hareketi vardır. Yükselen hava soğur ve yağış bırakır. Hava hareketi çevreden merkeze doğrudur. Hava genellikle kapalıdır. Bu sebeple yerin ısı kaybı azdır. Termik A.B alanı sıcak, Dinamik A.B alanı soğuktur. KYK Alçak Basınç GYK Alçak Basınç

06 Dec 2006

(0)



İKLİM-ATMOSFER VE ÖZELLİKLERİ

Atmosfer ve Özellikleri İklim Geniş bir bölge içinde ve uzun yıllar boyunca değişmeyen ortalama hava koşullarına iklim denir. İklim, coğrafi ortamın oluşması ve şekillenmesi ile insanların yaşantı ve etkinlikleri üzerinde önemli rol oynar. Örneğin bir yerdeki doğal bitki örtüsü, akarsuların özellikleri, insanların yaşam tarzları, konut tipleri, ekonomik etkinliklerinin türü, iklimin kontrolü altındadır. İklimi oluşturan çeşitli öğeler vardır. Bunlar sıcaklık, basınç, rüzgarlar, nemlilik ve yağıştır. İklim elemanları adı verilen ve birbirlerini etkileyen bu öğeler arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. İklim olayları atmosfer içinde gerçekleştiği için öncelikle atmosfer ve özelliklerinin incelenmesi gerekir. Atmosfer Dünya’yı çepeçevre saran gaz örtüsüne atmosfer denir. Atmosferin alt sınırı, kara ve deniz yüzeyleriyle çakışır. Üst sınırını ise yerçekiminin etkisi belirler. Ekvator’dan kutuplara doğru yerçekimi arttığı için atmosferin şekli Dünya’nın şekli gibi küreseldir. Atmosfer’in Katları Atmosfer kendini oluşturan gazların karışımı ve gidişindeki farklılıklar nedeniyle çeşitli katlara ayrılmıştır. Bu katlar yeryüzünden yukarılara doğru troposfer, stratosfer, semosfer, iyonosfer ve ekzosfer şeklinde sıralanır. 1) Troposfer: • Atmosferin, yeryüzüne temas eden, alt bölümüdür. • Tüm gazların % 75’inin bulunduğu bu katmanda yoğunluk en fazladır. • Troposfer, yerden havaya yansıyan ışınlarla alttan yukarıya doğru ısınır. Bu nedenle alt kısımları daha sıcaktır. • Yerden yükseldikçe sıcaklık her 100 m’de yaklaşık 0,5 °C azalır. • Su buharının tamamı troposferde bulunduğu için tüm meteorolojik olaylar burada oluşur. • Güçlü yatay ve dikey hava hareketleri görülür. • Yerden yüksekliği 6 – 16 km arasında değişir. 2) Stratosfer: • Troposferin üstündeki katmandır. • Yatay hava hareketleri görülür. • Su buharı hemen hemen hiç bulunmadığı için dikey hava hareketleri oluşamaz. Bu nedenle sıcaklık dağılışı oldukça düzgündür. • Sıcaklık her yerde yaklaşık –50 °C’dir. • Üst sınırı yerden 25 – 30 km yüksekliktedir. 3) Semosfer: • Stratosfer ile Iyonosfer arasındaki katmandır. • Stratosfer ile Semosfer arasındaki 19-45 km.’ler arasında oksijen azot haline gelerek ultraviyole ışınlarını tutar. • Üst sınırı yerden 80 – 90 km yüksekliktedir. 4) İyonosfer: • Mor ötesi (ultraviyole) ışınlarının, molekülleri parçalayarak iyonlar haline getirdiği katmandır. • Yerçekimi azaldığı için iklim üzerinde belirgin bir etkisi yoktur. • Radyo dalgalarını yansıtır. • Üst sınırı yerden 250 – 300 km yüksekliktedir. 5) Eksosfer (Jeokronyum) • En üst tabakadır. • Yerçekimi çok azaldığından gazlar çok seyrektir. • Hidrojen ve helyum gibi hafif gazlar bulunur. • Atmosfer ile uzay arasında geçiş alanıdır. • Kesin sınırı bilinmemekle birlikte üst sınırının yerden yaklaşık 10.000 km yükseklikte olduğu kabul edilmiştir. Atmosferde Bulunan Gazlar Atmosferde bulunan gazların % 75’i ve su buharının tamamı troposferde bulunur. İklim yönünden daha çok atmosferin alt katları önemli olduğundan burada troposfer ve stratosferin alt katlarının bileşimi incelenecektir. • Her zaman bulunan ve oranı değişmeyen gazlar; % 78 oranında azot, % 21 oranında oksijen, %1 oranında asal gazlar (Hidrojen, Helyum, Argon, Kripton, Ksenon, Neon) dır. • Her zaman bulunan ve oranı değişen gazlar; su buharı ve karbondioksittir. • Her zaman bulunmayan gazlar; ozon ve tozlardır. Su buharı: Yere ve zaman göre oranı en çok değişen gazdır. Yeryüzünün aşırı ısınıp, soğumasını engeller. Yağış, bulut, sis gibi hava olaylarının doğuşunu sağlar. Karbondioksit: Atmosferin güneş ışınlarını emme ve saklama yeteneğini artırır. Havada karbondioksit (CO2) miktarının artması sıcaklığı artırıcı, azalması ise sıcaklığı düşürücü etki yapar. Ozon: Hava içindeki oksijen (O2) mor ötesi (ultraviyole) ışınlarının etkisi altında ozon (O3) haline geçer. Ozon gazı, içinde hayatın gelişmesine olanak vermez ancak atmosferin üst katmanlarında ultraviyole ışınlarını emerek yeryüzündeki yaşam üzerinde olumlu bir etki yapar. Yeryüzünden 19 – 45 kilometre yükseklikler arasında bulunan ozon katının son yıllarda inceldiği hatta yer yer delindiği belirlenmiştir. Özellikle buzdolabı, soğutucu, araba ve spreylerden çıkan gazların (kloroflorokarbon) neden olduğu anlaşılmış ve bu gazların kullanımına kısıtlamalar getirilmiştir. Yeryüzüne ulaşan mor ötesi ışınlardaki artış, sıcaklıkların artmasına, buna bağlı olarak buzulların erimesine, bitki örtülerinde değişimlere neden olabilecektir.

06 Dec 2006

(0)



VOLKANİZMA

VOLKANİZMA ÇEŞİTLERİ -Volkanla İlgili Terimler -Volkanik Aktivitelerin sınıflandırılması -Volkanik Aktivite Çeşitleri -Patlamalı olup olmaması -Dış kökenli su olup olmaması -Lokasyona göre -Erüpsiyon ortamına göre -Erüpsiyon büyüklüğüne göre -Erüpsiyon şiddetine - Diğer volkanizma çeşitleri VOLKANİZMA ÇEŞİTLERİ VOLKAN İLE İLGİLİ TERİMLER Volkan : Yer ‘in içindeki magmanın yer yüzüne çıktığı ve koni şeklindeki kubbemsi oluşumlardır. Magma : Ergimiş yada yarı ergimiş silikatça zengin ve diğer minarelerden oluşan kayaçtır. Lav: Sıcak, yoğunluk, viskozite ve yoğunluğu olan magmanın yüzeye akışkan çıkmış halidir. Minarel: Belli bir kimyasal formüle sahip olan ve belli bir kristal yapısı olan inorganik doğal madde olarak tanımlanır. Viskozite:Lavın akmaya karşı olan direncidir. Tefra:Volkandan çıkan tüm irili ufaklı materyallere denir. VOLKANİK AKTİVİTELERİN SINIFLANDIRILMASI VOLKANİK AKTİVİTE ÇEŞİTLERİ Volkanik aktiviteler gruplara ayrılırken bazı özelliklerine dikkat edilir. Bunlar ;viskozite, yoğunluk, lavın içerdiği materyalin özelliği, oluşan şekillerin dik veya yatay olup olmaması gibi özelliklerinden faydalanarak gruplandırabiliriz. -Patlamalı olup olmamasına göre - Efüzif: Lavların pasif bir şekilde çıkmasıdır. Genellikle büyük hacimli ve bazal tiktir. Efüzif volkanizmada patlama söz konusu değildir, lav akıntısı şeklinde görülür Bazaltik olduğu için oluşan şekiller fazla dik olmayıp geniş alan kaplarlar. -Eksplozif: Magmanın patlamalı ve ve proklastik madde yönünden zengin olan aktivitedir. Büyük hacimli silisli ve felsik volkanların tamamına yakını eksplozif tir. -Dış kökenli su olup olmamasına göre -Konveksiyonel: Dış kökenli su yoktur ,yani magmanın içine dışarıdan su ilavesi yoktur. Eğer içerisinde su bulunuyorsa bu su daha önceden magmanın içerisinde bulunan sudur . Karaların iç kısımlarında oluşan volkanizmalar örnek verilebilir. -Hidrovolkanik: Dış kökenli su bulundurur. Bu tür aktivite ada yayları , okyanus dipleri,deniz veya göl tabanlarında olan aktivitedir. Ayrıca yer altı suyu veya krater kaldera içindeki sular aktivite yi etkiler. Bu tür aktivitenin şiddeti daha fazla olur. -Lokasyonuna göre -Merkezi aktivite: Magma odasındaki malzemenin tek bir bacadan yer yüzüne çıkmasıdır. Erüpsiyon devam ettikçe bacadan çıkan malzeme bacanın kenarında birikerek yanardağı meydana getirir. Merkezi aktivitede parazit baca yoktur. -Monojenik aktvite:Erüpsiyon tek bir aktivite den oluşursa yani bir defada gerçekleşirse buna monojenik aktivite denir. -Polijenik aktivite:Volkanik aktivite birkaç defa tekrar ederse polijenik olur. Polijenik aktivitede merkezi bacanın yanında uydu baca denilen parazitik konilerde yer alır. -Lineer (doğrusal)aktivite: Magma ile dolu daykların yüzeyi kestiği yerlerde oluşur. Fay hatları ve büyük çatlaklar boyunca magmanın yüzeye çıkması olayıdır. Genellikle bazaltiktir ve İzlanda da görülür. Bu faylar yılda 1-2cmbirbirinden ayrılır. -Erüpsiyon ortamına göre -Sub arial(atmosfer): Atmosfer ortamında oluşan ,karaların içinde olaşan aktivitedir. -Sub marin(su altında): Okyanus, göl ve deniz tabanında , konverjan ve diverjan levha sınırlarında oluşan volkanik aktiviteye denir. -Sub glasial(buzul altı): Büyük buz katmanlarının altında oluşan aktiviteye denir. Volkanizmanın meydana gelmesiyle yukarıdaki buz eriyerek su açığa çıkar bu su doğal afetlere neden olur ve bu afetlere (Jökulhluaps ) buzul seli denir. Yandaki resimde buzul altı volkanizmasına örnek gösterilmiştir. -Erüpsiyon un büyüklüğüne göre -Erüpsiyon büyüklüğü: Magmadan çıkan mater -yallerin hacminin büyüklüğü olarak ifade edilir. Volkandan çıkan malzemenin hacmi ne kadar fazla olursa oluşan volkan o kadar büyük demektir. Tersi durumda ise volkanın küçük olduğu anlaşılır. -Yayılma gücü:Magmadan çıkan malzeme- nin kapladığı alanının az veya çok olması volkanizma hakkında fikir verir. Eğer tefra fazla alan kaplıyorsa volkanizma olayı büyük , tefranın kapladığı alan az ise volkanizma küçük ölçeklidir. -Yoğunluk: Materyallerin çıkış hızlarının az veya çok olması diye tanımlana bilir. Magmadan çıkan malzemenin çıkış hızı o malzemenin yoğunluğu ile alakalıdır. Yoğunluk fazla ise çıkış hızı az yoğunluk az ise çıkış hızı fazladır. -Erüpsiyon şiddetine göre -Havai tipi aktivite:Aktivite şiddeti azdır tam anlamıyla patlamalı değildir. Birkaç yüz m ‘ye varan fışkırmalar görülür. Bu tip aktivitede lav yanlara doğru akış değil de fışkırma şeklinde görülür bunun nedeni düşük viskoziteye sahip olmasıdır. Havai tipi aktivite bazaltik yapıya sahiptir. Erüpsiyon fışkırma şeklinde olduğu için bu bacalara ateş çeşmesi adı verilmektedir. Eğer fışkırma yavaş ise soğuma kolay olur ve yere düşen malzeme katılaşmış haldedir bunlara skori depoziti denir. -Stromboli tipi aktivite: Bazaltik bileşimli bir aktivitedir viskozitesi Havaîden fazladır. Yüzlerce m’ye malzeme fırlatabilir,kısa süreli patlamalar şeklinde görülür. Her patlama arasında 20-30dk’ lık ara vardır. -Vulkan tipi aktivite: Erüpsiyonun büyüklüğü az olmakla birlikte erüpsiyon kolonu daha yüksektir. 10-20km yüksekliğe çıkarlar bu nedenle tefranın yayılma alnı fazladır. Bir kaldera oluşturabilecek kadar büyük erüpsiyonlar olabilir. Bileşim olarak andezitik lavlardan oluşur ve dik şekle sahiptir. Viskozite yüksek olduğu için dom gelişimi olabilir. Şiddeti fazla olmasına rağmen tahribatı azdır. Vulkan Romalıların ateş tanrısıdır. -Sup pliniyen tipi aktivite : Erüpsiyon kolonları 20-30km ye kadar çıkar. Dasit ve riyolit bileşimine sahiptir ancak bazı durumlarda mafik olabilirler. Vezüv yanardağı bu tip aktivite gösterir. Patlama şiddeti vulkandan fazladır. -Pliniyen tipi aktivite: Çok şiddetli aktivitedir. Yüz yılda 2-3kez faaliyet gösterir. Erüpsiyon kolonları yaklaşık 45 km ye kadar ulaşabilir ve çıkış hızı 100m/sn dir dolayısıyla yayılım alanı daha geniştir. Santa maria volkanı örnek verilebilir. Bileşimi riyolitik magma olarak görülür. Pliniyen tipi genelde pomza depozitleridir. Dalma batma zonlarında meydana gelirler , özellikle yıkıcı levha marjinlerinde meydana gelirler. Türkiye deki volkanlar bu türe örnektir . -Ultrapliniyen tipi aktivite:En son aşamadır diğerlerine göre çok daha şiddetlidir. VOLKANİZMA ÇEŞİTLERİ -Volkanla İlgili Terimler -Volkanik Aktivitelerin sınıflandırılması -Volkanik Aktivite Çeşitleri -Patlamalı olup olmaması -Dış kökenli su olup olmaması -Lokasyona göre -Erüpsiyon ortamına göre -Erüpsiyon büyüklüğüne göre -Erüpsiyon şiddetine - Diğer volkanizma çeşitleri VOLKANİZMA ÇEŞİTLERİ VOLKAN İLE İLGİLİ TERİMLER Volkan : Yer ‘in içindeki magmanın yer yüzüne çıktığı ve koni şeklindeki kubbemsi oluşumlardır. Magma : Ergimiş yada yarı ergimiş silikatça zengin ve diğer minarelerden oluşan kayaçtır. Lav: Sıcak, yoğunluk, viskozite ve yoğunluğu olan magmanın yüzeye akışkan çıkmış halidir. Minarel: Belli bir kimyasal formüle sahip olan ve belli bir kristal yapısı olan inorganik doğal madde olarak tanımlanır. Viskozite:Lavın akmaya karşı olan direncidir. Tefra:Volkandan çıkan tüm irili ufaklı materyallere denir. VOLKANİK AKTİVİTELERİN SINIFLANDIRILMASI VOLKANİK AKTİVİTE ÇEŞİTLERİ Volkanik aktiviteler gruplara ayrılırken bazı özelliklerine dikkat edilir. Bunlar ;viskozite, yoğunluk, lavın içerdiği materyalin özelliği, oluşan şekillerin dik veya yatay olup olmaması gibi özelliklerinden faydalanarak gruplandırabiliriz. -Patlamalı olup olmamasına göre - Efüzif: Lavların pasif bir şekilde çıkmasıdır. Genellikle büyük hacimli ve bazal tiktir. Efüzif volkanizmada patlama söz konusu değildir, lav akıntısı şeklinde görülür Bazaltik olduğu için oluşan şekiller fazla dik olmayıp geniş alan kaplarlar. -Eksplozif: Magmanın patlamalı ve ve proklastik madde yönünden zengin olan aktivitedir. Büyük hacimli silisli ve felsik volkanların tamamına yakını eksplozif tir. -Dış kökenli su olup olmamasına göre -Konveksiyonel: Dış kökenli su yoktur ,yani magmanın içine dışarıdan su ilavesi yoktur. Eğer içerisinde su bulunuyorsa bu su daha önceden magmanın içerisinde bulunan sudur . Karaların iç kısımlarında oluşan volkanizmalar örnek verilebilir. -Hidrovolkanik: Dış kökenli su bulundurur. Bu tür aktivite ada yayları , okyanus dipleri,deniz veya göl tabanlarında olan aktivitedir. Ayrıca yer altı suyu veya krater kaldera içindeki sular aktivite yi etkiler. Bu tür aktivitenin şiddeti daha fazla olur. -Lokasyonuna göre -Merkezi aktivite: Magma odasındaki malzemenin tek bir bacadan yer yüzüne çıkmasıdır. Erüpsiyon devam ettikçe bacadan çıkan malzeme bacanın kenarında birikerek yanardağı meydana getirir. Merkezi aktivitede parazit baca yoktur. -Monojenik aktvite:Erüpsiyon tek bir aktivite den oluşursa yani bir defada gerçekleşirse buna monojenik aktivite denir. -Polijenik aktivite:Volkanik aktivite birkaç defa tekrar ederse polijenik olur. Polijenik aktivitede merkezi bacanın yanında uydu baca denilen parazitik konilerde yer alır. -Lineer (doğrusal)aktivite: Magma ile dolu daykların yüzeyi kestiği yerlerde oluşur. Fay hatları ve büyük çatlaklar boyunca magmanın yüzeye çıkması olayıdır. Genellikle bazaltiktir ve İzlanda da görülür. Bu faylar yılda 1-2cmbirbirinden ayrılır. -Erüpsiyon ortamına göre -Sub arial(atmosfer): Atmosfer ortamında oluşan ,karaların içinde olaşan aktivitedir. -Sub marin(su altında): Okyanus, göl ve deniz tabanında , konverjan ve diverjan levha sınırlarında oluşan volkanik aktiviteye denir. -Sub glasial(buzul altı): Büyük buz katmanlarının altında oluşan aktiviteye denir. Volkanizmanın meydana gelmesiyle yukarıdaki buz eriyerek su açığa çıkar bu su doğal afetlere neden olur ve bu afetlere (Jökulhluaps ) buzul seli denir. Yandaki resimde buzul altı volkanizmasına örnek gösterilmiştir. -Erüpsiyon un büyüklüğüne göre -Erüpsiyon büyüklüğü: Magmadan çıkan mater -yallerin hacminin büyüklüğü olarak ifade edilir. Volkandan çıkan malzemenin hacmi ne kadar fazla olursa oluşan volkan o kadar büyük demektir. Tersi durumda ise volkanın küçük olduğu anlaşılır. -Yayılma gücü:Magmadan çıkan malzeme- nin kapladığı alanının az veya çok olması volkanizma hakkında fikir verir. Eğer tefra fazla alan kaplıyorsa volkanizma olayı büyük , tefranın kapladığı alan az ise volkanizma küçük ölçeklidir. -Yoğunluk: Materyallerin çıkış hızlarının az veya çok olması diye tanımlana bilir. Magmadan çıkan malzemenin çıkış hızı o malzemenin yoğunluğu ile alakalıdır. Yoğunluk fazla ise çıkış hızı az yoğunluk az ise çıkış hızı fazladır. -Erüpsiyon şiddetine göre -Havai tipi aktivite:Aktivite şiddeti azdır tam anlamıyla patlamalı değildir. Birkaç yüz m ‘ye varan fışkırmalar görülür. Bu tip aktivitede lav yanlara doğru akış değil de fışkırma şeklinde görülür bunun nedeni düşük viskoziteye sahip olmasıdır. Havai tipi aktivite bazaltik yapıya sahiptir. Erüpsiyon fışkırma şeklinde olduğu için bu bacalara ateş çeşmesi adı verilmektedir. Eğer fışkırma yavaş ise soğuma kolay olur ve yere düşen malzeme katılaşmış haldedir bunlara skori depoziti denir. -Stromboli tipi aktivite: Bazaltik bileşimli bir aktivitedir viskozitesi Havaîden fazladır. Yüzlerce m’ye malzeme fırlatabilir,kısa süreli patlamalar şeklinde görülür. Her patlama arasında 20-30dk’ lık ara vardır. -Vulkan tipi aktivite: Erüpsiyonun büyüklüğü az olmakla birlikte erüpsiyon kolonu daha yüksektir. 10-20km yüksekliğe çıkarlar bu nedenle tefranın yayılma alnı fazladır. Bir kaldera oluşturabilecek kadar büyük erüpsiyonlar olabilir. Bileşim olarak andezitik lavlardan oluşur ve dik şekle sahiptir. Viskozite yüksek olduğu için dom gelişimi olabilir. Şiddeti fazla olmasına rağmen tahribatı azdır. Vulkan Romalıların ateş tanrısıdır. -Sup pliniyen tipi aktivite : Erüpsiyon kolonları 20-30km ye kadar çıkar. Dasit ve riyolit bileşimine sahiptir ancak bazı durumlarda mafik olabilirler. Vezüv yanardağı bu tip aktivite gösterir. Patlama şiddeti vulkandan fazladır. -Pliniyen tipi aktivite: Çok şiddetli aktivitedir. Yüz yılda 2-3kez faaliyet gösterir. Erüpsiyon kolonları yaklaşık 45 km ye kadar ulaşabilir ve çıkış hızı 100m/sn dir dolayısıyla yayılım alanı daha geniştir. Santa maria volkanı örnek verilebilir. Bileşimi riyolitik magma olarak görülür. Pliniyen tipi genelde pomza depozitleridir. Dalma batma zonlarında meydana gelirler , özellikle yıkıcı levha marjinlerinde meydana gelirler. Türkiye deki volkanlar bu türe örnektir . -Ultrapliniyen tipi aktivite:En son aşamadır diğerlerine göre çok daha şiddetlidir.

06 Dec 2006

(1)



DAĞ OLUŞUMU

DAĞ OLUŞUMU (OROJENEZ) HAREKETLERİ: Bu hareketler okyanus tabanlarında başlar. Dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılarak okyanus tabanlarında biriken tortul tabakalar birbirine doğru hareket eden levhalar arasında kalarak sıkışırlar. Sıkışma sonucunda kıvrılma ve yükselme olur. Böylece kıvrım dağları oluşur. Kıvrılma ile yükselen yere Antiklinal, çukurlaşan yere de Senklinal denir. Orojenezle kıvrılma özelliği taşımayan sert tabakalar da kırılır. Bu kırılma yerlerine Fay (kırık hattı) hattı denir. Fay hattı boyunca yükselen yerlere horst, çöken yere de graben denir. Dünyanın en uzun graben çukurluğu Doğu Afrika’da Mozambik sınırlarından başlar, Yurdumuzda Hatay çukurluğuna kadar uzanır (5000 km). Türkiye’de Horst ve Graben oluşumu en fazla Ege Bölgesinde görülür. Grabenler: Bakırçay , Gediz, B. Menderes, K. Menderes ve Amik ovasıdır. Horstlar: Kaz dağı, Madra dağı, Yunt dağı Bozdağlar, Aydın dağları ve Menteşe dağlarıdır. Dünya üzerindeki başlıca kıvrım dağları III. Zamanda oluşmuş Alp-Himalaya kıvrımları ile Amerika kıtasının batısındaki Kayalık ve And dağlarıdır. Türkiye’deki dağların büyük bir kısmı III. zamanda Alp-Himalaya kıvrımları ile oluşmuştur. Bunlar kuzeyde Kuzey Anadolu Dağları ve güneyde Toros Dağlarıdır. Kısacası Orojenez sonucunda; Kıvrım dağları , Horst-Grabenler ve fay hatları oluşmuştur.

06 Dec 2006

(0)



EKONOMİK COĞRAFYA

TARIM Geniş manada insanın toprağı işleyerek ürün yetiştirme faaliyetidir. Tarımı etkileyen faktörler 1. İKLİM: Her tarım ürününün kendine has iklim isteği vardır.İklimi etkileyen faktörler: - Yağış miktarı: Yılda 10 cm’lik yağış tarımsal faaliyetlerin alt sınırıdır. - Yağış rejimi: Her ürün farklı rejime ayak uydurur.Pamuk, mısırın yetiştiği yerde yetişmez. - Sıcaklık: Sıcaklık 10 derecenin altına düşerse bitkinin hayatı tehlikeye girer.Zeytin, incir gibi ürünler kış sıcaklığı isterken, elma, üzüm gibi ürünler soğuğa dayanabilir.Sıcaklık ortalaması da her yerde aynı olmadığı için aynı tür bitkiler farklı zamanlarda olgunlaşır. - Yükselti: Sıcaklık ve nem oranı yükseltiye bağlı olarak değişir.Yükseklere çıkıldıkça nem oranı ve sıcaklık azalacağı için bitkilerin yetişmesi sınırlıdır.Yine Ekvator’dan Kutuplar’a gidildikçe tarımın yükselti sınırı azalır. 2. TOPRAK: Topraktaki humus, kireç ve minerallerin oranları tarımsal verimi arttırır.Bunların oranlarının belirlenmesinde iklim önemli rol oynar.Nemli iklim bölgelerinde toprak yıkanmış olduğundan mineral oranı düşüktür.Kurak bölgelerde ise toprakta çok miktarda tuz ve kireç birikir.Sonuçta her iki durumda tarımı olumsuz etkiler. 3. TARIM METOTLARI: a) Nadas: Yağışın yetersiz, iklimin kararsız, sulama imkanlarının olmadığı sahalarda uygulanır. Tarım doğal koşullara bağlıdır.Yağışın bol olduğu zamanlarda iyi ürün alınırken, az olduğu zamanlarda az ürün alınır.Tarım alanlarından 1-2 yılda bir ürün alınır.Bu metot aynı zamanda gübre eksikliğini de gidermek için uygulanır.Ülkemizde Doğu ve Batı Karadeniz hariç diğer yerlerde sulama yapmadan tarım yapmak zordur.Bu yüzden en fazla İç ve Güney Doğu Anadolu’da yaygındır. b) Ekstansif (Yaygın): Tarım topraklarının geniş, nüfusun ise topraklara göre az olduğu ülkelerde görülen bir metotdur.İnsan ve hayvan gücüne dayalı, kaba tarım metodu da denilen bu metot, ülkemizde her tarım bölgesinde uygulanır.BDT, ABD, Arjantin, Kanada gibi ülkelerde de görülür. c) İntansif (Yoğun): Modern yada makineli tarım da denilen bu metotta teknolojinin bütün verim arttırıcı yöntemleri uygulanır.Birim alandan en yüksek verim elde edilen tarım metodudur.Tarım topraklarının sınırlı, nüfusun ise fazla olduğu gelişmiş ülkelerde yaygındır.Ör: Hollanda, Japonya, İsveç... Tarımda Verimi Etkileyen Faktörler 1. Sulama: Tarımda verimin artması, yılda birden çok ürün alma, nadas alanlarının ortadan kaldırılması, tarımın doğal koşullardan kurtulması sulama ile mümkündür. Sulama yaygınlaşırsa; - Nadasa bırakılan toprakların oranı azalır. - Üretimde süreklilik sağlanabilir. - Toprakların miras yoluyla bölünmesine bağlı olarak ortaya çıkan göçler önlenir. - Üretimdeki dalgalanmalar önlenir. Türkiye topraklarının ancak %40’ı sulanabilmektedir.Demek ki sulama tarımsal faaliyetler için çok önemlidir. 2. Gübreleme: Verimi arttıran önemli faktörlerdendir.Doğal ve yapay olmak üzere üretimi geniş çapta artmıştır.Ülkemizde hayvancılığın yaygın olması doğal gübrenin (tezek) artmasını sağlamıştır.Suni gübre ise pahalıdır.İlk suni gübre Karabük Demir-Çelik Fabrikası’nda üretilmiştir.Daha sonra Mersin, İzmir, Bandırma, Kütahya, Samsun, İstanbul ve Elazığ’da kurulmuştur.Gübrenin hammaddesi olan fosfat, güney Doğu Anadolu’da (Mazıdağı) çıkarılımaktadır.Suni gübre yeterli olmadığı için ithal edilmektedir. 3. Tohum Islahı: Bölgedeki iklim koşullarına bağlı olarak kullanılacak ve verimi en yüksek olan ürünü seçmeye denir.Bugün gen çalışmaları yoluyla yüksek verim kapasitesine sahip tohumluklar elde edilmektedir.Türkiye buğday üretiminde 100-150 kg. ürün elde ederken, gelişmiş ülkeler ise 400 kg. ürün almaktadır.1985 yılında tohum ıslahı sayesinde üretimde büyük artışlar olmuştur.Örneğin, arpada tokak, pamuk da ise akala gibi. 4- Toprak analizi:Her bitkinin kendine has bir toprak isteği vardır.Bu durum toprak analizini ve toprağın cinsini belirlemeyi gerektirir.Örneğin, patates, havuç gibi bitkiler gevşek yapılı, kumlu toprak ister.Çay, mısır ve fındık gibi ürünler tuzlu,kireçli toprakları istemez.Toprak analizi için Toprak Su Teşkilatı kurulmuştur. 5- Makineleşme: Ürünün zamanında ekimi, hasadı ve yüksek verim için tarımda makineleşme gerekir.Ülkemizde makineleşme ancak 1950’den sonra artmaya başlamıştır.Ancak karabasan ihtiyacı devam etmektedir.Ülkemizde tarımın yeterince makineleşmemesinin sebepleri: - Makine fiyatlarının pahalı olması, - Yer yer işgücünün ucuza mal olması, - Makineleşmeye elverişli olmayan arazilerin varlığıdır. NOT: Doğu ve Batı Karadeniz başta olmak üzere bazı bölgelerimizde yerşekilleri makineleşmeyi olumsuz etkiler.Tarımda sulama kırsal kesimden kente göçü azaltırken, makineleşmeyi arttırır. 6- Zirai Mücadele: Hastalık ve haşereler zamanla üretimde verim düşüklüğüne sebep olmaktadır. Hatta yabani otlar bile verimi azaltmaktadır.Bu nedenle zirai mücadele verimi arttırma açısından önemlidir.Bu amaçla Zirai Mücadele Teşkilatı kurulmuştur.Yine zirai mücadele adına bitkinin yetişmeden önce tohumun ilaçlanmasından filizlenmesine, olgunlaşmasına ve hasat dönemine kadar zararlı böceklere ve çeşitli hastalıklara karşı ilaçlama yapılmalıdır. 7- Çiftçinin Eğitimi: Günümüzde tarım, modern aletler, kıymetli tohum, hassas ilaçlar kullanımıyla yürütülmektedir.Bütün bunlar çiftçinin eğitimini gerektirmektedir. 8- Tarımsal Kredi: Çiftçinin tarımsal alet ve ekipman, gübre, tohum, ilaç temini için sermaye ihtiyacının karşılanması gerekir.Bu amaçla Ziraat Bankası, Şeker, Pamuk Bank gibi bankalar ile Tarım Kredi Kooperatifleri kurulmuştur. 9- Destekleme Alımı ve Pazar: Çiftçinin ürettiği malını pazarda uygun fiyatla satması gerekir.Ürünün elinde kalması, bozulması durumunda devletin çiftçinin masraflarını karşılaması gerekir.Bu amaçla devlet bir taban fiyat belirler ve destekleme alımı yapar.Destekleme alımı tütün, kuru üzüm, incir, pamuk gibi ürünlerde uygulanırken soğan, patates gibi ürünlerde uygulanmaz. Destekleme alımı sayesinde üretimde yıllara göre görülen dalgalanmalar engellenir. TÜRKİYE’DE TARIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1- Doğal Faktörler ( Yağış azlığı, kuraklık ) 2- Yeryüzü şekilleri ( Ürün çeşitliliği ve ürün sahasının daralması ) 3- Eğimin Fazla Olması: - Tarım yapılabilen alanların azlığı, - Tarım alanlarının küçük parçalar halinde olması, - %80 ‘inde erozyonun varlığı, - Makineleşmenin tam sağlanamaması. 4- Karasal İklimin Olması: ( Sulama sorunu ) Türkiye’de Toprak Durumu: Ekili-dikili arazi %30, ürün vermeyen yerler %17, çayır ve otlaklar %35, nadas %11, orman %14 ÜRÜNLER VE YETİŞME ŞARTLARI İhraçta birinci sıradaki ürünler: - Antep fıstığı %100 - Fındık %64 - Kuru üzüm - Kuru incir - Ayçiçeği A) TAHILLAR 1. Buğday: Çimlenme döneminde ilkbaharda yağış, olgunlaşma döneminde yazın kuraklık ister.Dünyada ve Türkiye’de en geniş tabii ekim alanına sahiptir.Türkiye’de Karadeniz hariç her yerde yetişmesine rağmen en fazla İç Anadolu’da yetişir.İklime bağlı olarak üretimde dalgalanmalar olur.O zaman duruma göre buğday ithal edilir.Buğday yükselti arttıkça sınırlanır.Buğday tüketimi nüfus artışı ile doğru orantılı olduğu için ihraç edilmez.Dünyada buğday en fazla BDT, ABD, Hindistan, Kanada, Fransa ve Türkiye’de yetişir. 2. Arpa: Buğdaydan sonra en çok üretilen üründür.Türkiye’de en fazla İç Anadolu’da yetişir. Doğu Anadolu’da tahıllar içinde en fazla arpa yetişir.Arpa buğdaya göre soğuğa daha fazla dayanıklıdır ve buğdaydan daha önce olgunlaşır.Arpa genel olarak bira ve yem sanayinde kullanılır.Ayrıca besin olarak da tüketilir.Dünyada en fazla, BDT, Kanada, ABD, Fransa, Almanya ve Türkiye’de yetişir. 3. Çavdar: Arpa ve buğdayın yetişemediği düşük sıcaklıkta yetişir.Fazla sıcaktan zarar görür.Genellikle besin maddesi ve hayvan yemi olarak kullanılır.En çok İç ve Doğu Anadolu’da yetişir. 4. Pirinç: Büyüme döneminde bol su, olgunlaşma döneminde sıcaklık ve fazla emek isteyen bir üründür.Pirinç üretimi genelde vadi tabanları, akarsu boyları ve delta ovalarında fazladır.Çeltik tarımı sivrisineğe ve sıtma hastalığına sebep olduğu için şehir dışında yapılmaktadır.Türkiye’de pirinç üretiminin %70’i Edirne, Samsun, Çorum ve Sinop’ta yapılmaktadır.Dünyada en fazla, Çin, Hindistan, Endonezya, Bangladeş ve Japonya’da yetişir. 5. Mısır: Avrupalıların Türk Buğdayı dedikleri mısırın anavatanı Amerika’dır.Bol su, yüksek sıcaklık, nemli bir iklim ve çapalanma isteyen bir üründür.Mısır üretiminde yaz yağışları çok önemlidir.Bu yüzden Karadeniz iklimine uyum sağlar.Ülkemizde sulama yapılan her yerde yetiştirilebilir.En fazla Akdeniz’de yetişir.Sonra Karadeniz ve Marmara gelir.Dünyada birinci ABD, on ikinci Türkiye’dir. B) ENDÜSTRİ BİTKİLERİ Sanayi sektöründe hammadde olarak kullanılabilen tarım ürünlerine denir. 1. Tütün: Anavatanı Amerika’dır.Çimlenme döneminde bol su, yaprakların büyüme döneminde güneş ve sıcaklık ister.Hafif eğimli, kumlu, su geçiren kıraç topraklarda kaliteli tütün yetiştirilir.Alçak ovalarda daha çok yetişmesine rağmen kalitesi bozulduğu için devlet her yerde tütün yetişmesine izin vermemektedir.Türkiye’de en fazla Ege’de (Manisa), sonra Karadeniz’de (Samsun, Trabzon, Amasya, Tokat, Sinop, Bolu), daha sonra Marmara’da (Balıkesir), ayrıca Hatay, Isparta, Adıyaman, Siirt, Malatya, Bitlis gibi illerde yetişir.Dünyada en fazla Çin, ABD, Hindistan, Brezilya, Rusya ve Türkiye’de yetişir. 2. Pamuk: Çimlenme ve büyüme döneminde yağış veya sulama, olgunlaşma döneminde tam bir kuraklık ister.Alüvyal verimli ovaları sever.Pamuk, tekstil ve kağıt endüstrisinin temel hammaddesidir. Ülkemizde Karadeniz kıyılarında yetişmez.Türkiye’de birinci sırayı bazen Akdeniz, Bazen de Ege alır.Ancek Çukurova, Ege Ovaları, Antalya ve Amik Ovası üretimin %90’ını karşılar.Geri kalan ise Elazığ, Malatya, Balıkesir, Iğdır gibi yerlerden karşılanır.Pamuğun yarısı ihraç edilmektedir.Dünyada en fazla ABD, Hindistan, Brezilya, Brezilya, Rusya ve Türkiye’de yetişir. 3. Şekerpancarı: Ilık ve serin iklimleri seven, çeşitli toprak şartlarına uyan, soğuğa dayanıklı bir bitkidir.30-35. derece enlemleri arasında yaygındır.Türkiye’de her yerde en çok İç Anadolu’da yetişir.Şeker fabrikaları genelde şekerpancarı üretimi yapılan yerlerin yakınına kurulmaktadır.Çünkü şekerpancarı çabuk bozulmaktadır.Şekerpancarından şeker, ispirto ve yem sanayinde yararlanılır.Ayrıca şeker fabrikalarının etrafında besi ve ahır hayvancılığı gelişmiştir.Türkiye’nin kıyı kesimlerinde yetişmemektedir.Dünyada en fazla Rusya, ABD, Fransa, Polonya, Almanya ve Türkiye’de yetişmektedir. 4. Çay: Sürekli yağışlı ve nemli bölgelerde yetişir.Yarı gölgeli ve eğimli arazileri sever. Ülkemizde 1940’tan sonra üretilmeye başlanmıştır.Sürekli yeşil kalabilen bir bitkidir.Tabi ekim alanı en dar olan bitkimizdir.Ülkemizde Ordu – Rize arasında yetişir.Endonezya, Seylan, Brezilya, Malezya, Çin başlıca çay üreticileridir. C) YAĞLI BİTKİLER 1. Zeytin: Sıcaklığın 0 derecenin üzerinde olduğu Akdeniz iklim şartlarına uyar.Zeytin bir yıl ürün verir, diğer yıl ürün vermez.Yeşil kalabilen bir bitkidir.Yüksek yerlerde yetişmez.Ülkemizde sırasıyla en fazla Ege, Marmara, Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu’da yetişir.En güzel yağlık zeytinler Edremit-Ayvalık’ta, sofralık zeytinler ise Gemlik’te yetişir.Dünyada İtalya, Yunanistan, İspanya, Türkiye ve Fransa gelir. 2. Ayçiçeği: Çimlenme ve büyüme döneminde yağış, olgunlaşma döneminde bol sıcaklık ister.Yağ ve çerezlik olarak kullanılır.Ülkamizde Karadeniz kıyıları hariç her yerde yetişir.En fazla sırasıyla Marmara ve İç Anadolu gelir. 3. Susam: Anayurdu Hindistan’dır.Tropikal, subtropikal ve ılıman iklim bölgelerinde yetişir.Yağ üretimi yapılır.Ülkemizde en fazla Ege, Akdeniz ve Marmara gelir. 4. Keten – Kenevir: Ilıman bir iklim ve nemli bir toprak ister.Dokuma sanayinin hammaddesidir. Bunların lifleri çuval, halat, kot kemeri yarımında kullanılır.Ayrıca tohumlarından “Bezir yağı” elde edilir. Bezir yağı boya yapımında kullanılır.Ülkemizde en fazla Sinop, Kastamonu, Zonguldak, Kocaeli çevresinde yetişir. 5. Haşhaş: Yazların sıcak ve orta derecede yağışların bulunduğu alanlarda yetişir.Üretimi devlet kontrolünde olduğu için sadece yedi ilde yetiştirilmektedir.Bunlar Afyon, Kütahya, Denizli, Uşak, Burdur, Isparta ve Konya’dır.Haşhaş yağ, ilaç, sabun ve uyuşturucu yapımında kullanılır. 6. Yerfıstığı: Sıcak ve nemli iklim şartlarında yetişir.Meyveleri toprak içerisindedir.Ülkemizde II. Dünya Savaşı’ndan sonra üretilmeye başlanmıştır.En fazla Akdeniz’de yetişir. D) MEYVECİLİK 1. Fındık: Serin ve nemli iklimleri sever.Eğimli yamaçlarda ve topraklarda yetişir.Don olayı ve kurak yaz şartları verimi düşürür.Türkiye’de en fazla Karadeniz’de (Ordu), daha sonra en fazla Marmara’da yetişir.Dünyada en fazla Türkiye, İtalya, İspanya, İran ve ABD’de yetişir. 2. Üzüm: Soğuk iklim şartlarına uygunluk gösterir.Türkiye’nin her yerinde yetişebilir.Ekim alanı geniştir.Üzüm yaş, kuru, pekmez ve şarap olarak tüketilir.Ülkemizde en fazla Ege, Güney Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Marmara’da yetişir.Dünyada yaş üzüm üretiminde yedinci, kuru üzüm üretiminde birinci sırada bulunmaktayız. 3. İncir: Akdeniz ikliminin bitkisidir.Soğuğa karşı hassastır.Yaz sıcaklığı ister.Tabii ekim alanı dardır.İncir üretimi en fazla Ege, daha sonra Akdeniz’de yapılır.Türkiye kuru incir üretiminde birinci, yaş incir üretiminde üçüncü sıradadır. 4. Turunçgiller: Portakal, limon, mandalina, greyfurt gibi meyvelere denir.Akdeniz ikliminin tipik meyvesidir.Bu yüzden kış sıcaklığı ister.Ülkemizde en fazla Akdeniz ve Ege kıyılarında yetişir.Ayrıca Rize ve çevresinde de yetişir.Dünyada Muson ve Akdeniz ülkelerinde, ABD, Brezilya, Avustralya ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yetişir. 5. Elma: Düşük sıcaklıklara dayanıklıdır.Olgunlaşma döneminde güneş ve sıcaklık ister. Karadeniz Bölgesi hariç su ihtiyacı sulama ile karşılanır.Ülkemizde en fazla İç Anadolu Bölgesi’nde (Niğde, Nevşehir, Konya), Karadeniz’de (Amasya, Tokat) yetişir.Dünyada yedinci sırada bulunmaktayız. NOT: Ülkemizde ayrıca ceviz, badem, kestane gibi kabuklu meyveler; armut, ayva, şeftali, kiraz, erik, vişne, kayısı gibi meyveler yetiştirilmektedir. Meyveler arasında ticari değer taşıyanlar fındık, üzüm, incir ve turunçgillerdir. E) SEBZECİLİK Ülkemizde sebzecilik fazla gelişmemiştir.Sebze sıcaklık, sulama, gübreleme, iyi toprak ve çok emek ister.Sulama ile üretim artar.Ülkemizde en fazla Akdeniz, Ege, Marmara’da yetiştirilir.İç Anadolu’da yaz kuraklığının erken başlaması, Doğu Anadolu’da yetersiz olması sebzeciliği olumsuz etkiler.Üretilen sebzelerin bir kısmı taze, bir kısmı kurutularak tüketilir.En fazla üretilen sebzeler: a) Yaprağı yenenler: Lahana, pırasa, ıspanak, enginar b) Meyvesi yenenler: Patlıcan, kabak, domates,biber, bamya c) Baklagiller: Fasulye, bezelye, bekle, nohut, mercimek d) Yumrulu olanlar: Soğan, patates, havuç, sarımsak, turp 1. Patates: Ülkemizde buğdaydan sonra en fazla tüketilen üründür.Her türlü iklime ayak uydurur.Ülkemizde en fazla İç Anadolu’da (Niğde, Konya, Kayseri), Karadeniz’de (Samsun, Ordu, Gümüşhane, Kastamonu) yetiştirilir. 2. Soğan: Patatesten sonra en fazla üretilen sebzedir.En fazla İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz’de yetiştirilir. NOT: Patates, soğan gibi ürünlerde destekleme alımı uygulandığı için üretimde dalgalanmalar görülür.Ayrıca ülkemizde mercimek, fasulye, nohut da yetiştirilir. F) SERACILIK Sıcaklığın kontrol altına alınarak, intansif tarım metotları uygulanarak, mevsiminden önce veya sonra turfanda meyve ve sebze üretimi yapılan faaliyete denir.Ülkemizde seracılık Akdeniz, Ege, Marmara ve kısmen Karadeniz kıyılarında yapılır.Kış sıcaklığının fazla olması seracılık için önemlidir.Bu yüzden seracılık iç kesimlerde yapılmaz.Yine Güney Marmara’da, Yalova ve çevresinde çiçek seracılığı yapılmaktadır. HAYVANCILIK Ekonomik değer taşıyan hayvanların üretilmesi, beslenmesi ve pazarlanması gibi işlere hayvancılık denir.Ülkemizde hayvancılık halen tabiata bağlıdır. Hayvancılığın gelişmesi için; 1. Hayvan soyları iyileştirilmeli: Hayvan sayısı fazla olmasına rağmen verim düşüktür. Türkiye’de bir inek yılda 150-500 kg. süt verirken gelişmiş ülkelerde 4000-5000 kg.vermektedir.Yine bir tavuk Türkiye’de 40-60 yumurta verirken gelişmiş ülkelerde 250 adedi bulmaktadır.Ülkemizde verimin ve kalitenin artması için hayvan soyları iyileştirilmelidir.Bunun için ya melezleştirme yapılmalı ya da kaliteli et, süt veren hayvanlar ithal edilmelidir.Hayvan soylarının iyileştirmesi haralarda gerçekleştirilir. 2. Otlakların korunması ve ıslahı: Otlak dediğimiz meralar, hayvanların otlandığı doğal otlaklardır.Ülkemizde 1950’den sonra makineleşmeyle birlikte otlaklarda daralma başlamıştır.Bu yüzden otlakların korunması için şunlar yapılmalıdır: - Otlakların sürülmesi yasaklanmalı, - Eğimli otlaklar erozyona karşı korunmalı, - Otlaklara ek olarak yonca, burçak gibi otların ekimi yapılmalıdır. 3. Besi ve ahır hayvancılığının yaygınlaşması: Mera hayvancılığı: Doğal otlaklarda yapılan hayvancılığa denir.Et ve süt verimi ahır hayvancılığına göre düşüktür.Süt verimi meraya düşen yağışlarla ve otların yeşermesine göre değişme gösterir. Ahır hayvancılığı: Islah edilmiş veya iyi cins ithal hayvanlarla ahırda yapılan hayvancılığa denir. Besi ve ahır hayvancılığında et ve süt verimi daha yüksektir.Mera hayvanları günde 10-15 kg. süt verirken ahır hayvanları 30-45 kg. süt verir.Türkiye’de şeker fabrikalarının etrafında ahır hayvancılığı yaygınlaşmıştır.Tarımsal faaliyetle birlikte yürütülen hayvan besiciliği ülkemiz köylüsü için ek gelir kaynağıdır.Ülkemizde iklim şartlarının kötü gitmesi hayvancılığı olumsuz etkiler. Hayvancılığın Türkiye Ekonomisine Katkıları - Tarımsal üretimin %40’ını karşılar. - Milli gelirin %20’sini oluşturur. - Dış ticaretimizin %15’ini oluşturur. - Halkın yaşamına katkıda bulunur. - Halkın beslenme ve giyinme ihtiyacını karşılar. - Taşımada yararlanılır. - Tarım alanlarına gübre sağlanır. Ülkemizde yetişen hayvanları iki gruba ayırabiliriz: 1. Küçükbaş Hayvancılık: Ülkemizde gerek sayı gerekse beslendiği alanların genişliği bakımından küçükbaş hayvancılık önde gelir.Küçükbaş hayvancılık Doğu Karadeniz haricinde her yerde yaygındır. a) Koyun: Ülkemizde koyun en fazla İç ve Güney Doğu Anadolu, Doğu Anadolu güney ve batı bölgesi ile Marmara’nın iç kesimlerinde yaygındır.Başlıca koyun türleri ise şunlardır: - Kıvırcık: Et verimi yüksektir. - Dağlıç: Ege ve İç Anadolu’da yaygındır.Et verimi yüksektir. - Karaman: Ege, İç, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da yaygındır.Kuyrukları uzundur. - Merinos: Et verimi düşüktür.Yünü kalitelidir.En fazla Marmara’da vardır. - Sakız: İnce kuyruklu olup, Ege ve İç Anadolu’da yaygındır. b) Keçi: İkiye ayrılır; - Kıl keçisi: Eti, sütü, derisi ve kılı için bakılır.Koyuna göre daha dayanıklıdır ve daha fazla süt verir.En fazla Akdeniz’de (Toroslar) ve Doğu Anadolu’da yaygındır.Ormanlara zarar verir.Bu yüzden sayısı azaltılmaktadır. - Tiftik (Ankara) keçisi: Tüyleri ince, uzun ve parlaktır.Tüylerinin ekonomik değeri vardır.Tiftik ihraç ürünlerimizdendir.En fazla İç ve Güney Doğu Anadolu’da yaygındır.Dünyada ise en fazla Güney Afrika’da bulunmaktadır. 2. Büyükbaş Hayvancılık: Sığır, manda, at, katır, eşek gibi hayvanlara büyükbaş hayvan denir.Yağışlı bölgeler uzun boylu ot topluluklarına neden olduğu için, daha çok yağışı fazla olan yerlerde büyükbaş hayvancılık yapılır.Ör: Erzurum-Kars Bölümü. a) Sığır: Daha çok nemli, yağışlı iklimlerde mera hayvancılığı şeklinde yetiştirilir.Örneğin, Karadeniz kıyıları ve Erzurum-Kars Bölümü’nde yetiştirilir.Son yıllarda Hollanda ve Danimarka’dan getirilen iyi cins montofon inekleri ile ahır hayvancılığı gelişmeye başlamıştır.Dünyada en fazla Rusya, ve ABD’de yetiştirilir. b) Manda: Akarsu, göl kenarları yada bataklık alanlarda beslenir, suyu çok seven bir hayvandır. Sütü yağlı olduğu için kaymak yapımında kullanılır.Türkiye’de en fazla Karadeniz’de beslenir. NOT: - Doğu Anadolu’da mera, Batı Anadolu’da ise ahır hayvancılığı yaygındır. - Hayvancılık tarımın sigortasıdır.Tarımdan dolayı ortaya çıkan ekonomik açık hayvancılıkla kapatılır. 3. Kümes Hayvancılığı: Genelde köylülerimizin beslediği kümes hayvanları büyük ölçüde ekonomik değer taşımazlar.Ancak son yıllarda büyük şehirlerin yakınlarına kurulan tavuk çiftlikleri önem kazanmış, bu şehirlerin et ve yumurta ihtiyacını karşılamaktadır.Ülkemizde en fazla Marmara’da, sonra Ege’de yapılmaktadır. 4. İpek Böcekçiliği: İpek böceği denilen tırtıl, dut yaprağı ile beslenir.Salgıladığı sıvının katılaşması ile ipek telleri oluşur.En fzla Marmara’da (Bursa, Gemlik, İstanbul, Balıkesir, Bilecik) ve Denizli ile Elazığ’da yaygındır. 5. Arıcılık: Arıcılık her bölgemizde yapılmasına rağmen Ege’de diğer bölgelere nazaran daha yoğun bir şekilde yapılmaktadır.Karadeniz’de ise gezici arıcılık yapılmaktadır.Balı ile ünlü ileler; Hakkari, Şemdinli, Bitlis, Kars, Erzurum ,Konya, Muğla ve Ege’de bazı illerdir. 6. Balıkçılık: Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili ve sayısız göl ile akarsuları buluna bir ülkedir.Böyle olmasına rağmen balıkçılık gelişmemiştirTürkiye’de tutulan balığın %80’i Karadeniz’de kıyı balıkçılığı şeklindedir.En çok tutulan balık ise hamsidir.Bunun yanında istavrit, palamut, lüfer, kalkan, mezgit, kefal, uskumru gibi balık türleri bulunur.Türkiye’de balık tüketimi çok azdır.Balıkçılıkta ileri ülkeler İngiltere, Japonya ABD, Norveç, İzlanda, Almanya gibi ülkelerdir.Norveç ve Japonya’da yüzey şekillerinin engebeli oluşu ve akıntıların karşılaşma alanları olması gibi nedenlerle balıkçılık gelişmiştir. Balıkçılığın Türkiye’de gelişmesi için ; - Açık deniz balıkçılığı yapılmalı, - Zararlı balık avlama yöntemleri bırakılmalı ve modern yöntemlerin uygulanmalı, - Depolama ve soğutucu araçlarla taşıma imkanları arttırılmalı, - Kıyı kirlenmesi önlenmelidir. ORMANCILIK Ormanlarımızın coğrafik dağılımı şöyledir: Karadeniz %27, Akdeniz %21, Marmara %19, Ege %16, İç Anadolu %9, Doğu Anadolu %7, Güney Doğu Anadolu %1 Ülkemizde ormanların az olmasının nedenleri: a) Tarım alanlarının bilinçsizce kesimi, b) Tarım alanı açmak için yapılan tahribatlar, c) Bilinçli veya bilinçsiz yangınlar ve hayvanların verdiği zararlardır. NOT: - Ormanların dağılımı neme bağlıdır.Nemli bölgelerde ormanların fazla olduğu görülür. Ayrıca bu gibi yerlerde orman yangınları çok az görülür. - Ormanların ana ve yan ürünlerinden yararlanılır. - Batı Karadeniz’de ormancılık önemli gelir kaynağıdır. Ormanların Faydaları - Erozyonu önler. – Havayı temizler. - İklim üzerinde önemli etkiler yapar. – Nem sağlar. - Akarsu rejimlerini düzenleyici rol oynar. – Kağıt üretiminde kullanılır. MADENCİLİK Ekonomik değeri olan mineral ve elementlere maden denir. Türkiye’de madencilik faaliyetleri 1935 yılında kurulan MEA ve Etibank tarafından yürütülmektedir.MEA araştırma yapar, Etibank ise bulunan madeni işletir.Madenlerin oluşumu ile jeolojik devirler arasında ilişki vardır.Örneğin, volkanik olaylarla krom, kurşun, pirit, manganez, elmas gibi madenler, iklim değişmesiyle kayatuzu, jips gibi madenler ilişkilidir. Bir madenin işletilmesi için; - Rezervin yeterli olması, - Sermayenin yeterli olması, - Kalifiye ve teknik elemanın bulunması. - Ulaşımın kolay olması, - Maden rezervi içinde saf maden oranının yüksek olması gerekmektedir. Maden rezervi: Toprak altında bulunan saf madendir. Maden cevheri: Ekonomik değer taşıyan mineral ve elementlerdir. Maden filizi: Toprağın altında diğer minerallerle bileşik oluşturan maden cevherine denir. Maden tenoru: Madenin taş ve toprak içindeki yüzde olarak oranına denir. Tuvanön cevheri: Topraktan çıkarılmış, fakat işlenmemiş madene denir. Başlıca Madenlerimiz 1. Demir: Sanayinin en önemli madenidir.Türkiye’de çıkarılan demir madeni, Ereğli, Karabük ve İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda işlenir.Demir madeni çıkarılan yerler: Malatya çevresi (Hekimhan, Divriği, Çetinkaya), İç Anadolu’da (Kayseri, Sivas), Akdeniz’de (Adana-Saimbeyli, Hatay), ayrıca Edremit, Eymir, Doğu Karadeniz’de (Fundacık) çıkarılır.Dünyada ise BDT, ABD, Hindistan ve Avustralya önde gelir. 2. Bakır: Elektrik ve elektronik sanayinin hammaddesidir.Bir kısmı ihraç edilir.Çıkarılan yerler: Kastamonu (Küre), Artvin (Murgul), Elazığ’da (Ergani) çok miktarda çıkarılmaktadır.Bakırlar Samsun, Murgul ve Ergani’de işlenmektedir.Dünyada ise Türkiye, ABD, Rusya ve Şili önde gelir. 3. Krom: Demirin sertleşmesinde ve paslanmaz çelik üretiminde kullanılır.Çıkarılan yerler: Muğla (Fethiye, Köyceğiz, Dalaman), Mersin, Adana ve Elazığ (Guleman)’dır.Krom Antalya Ferra-Krom Tesislerinde işlenmektedir.Dünyada ise GAC, Rusya ve Türkiye önde gelir. 4. Alüminyum (Boksit): Otomobil ve uçak sanayinde, inşaat sektöründe, mutfak eşyalarının yapımında ve elektrikli araçlarda kullanılmaktadır.Çıkarılan yerler: Konya (Seydişehir), İskenderun (Islahiye), Muğla (Milas), Gaziantep, Antalya ve Adıyaman’dır.Dünyada en fazla Avustralya, Yeni Gine, Çin ve ABD’de çıkarılır. 5. Altın: Süs ve ziynet eşyası yapımında kullanılan altın, eskiden para olarak kullanılmaktaydı. Çıkarılan yerler: Antakya, Niğde, Balıkesir, Kütahya, Bursa, İzmir ve çevresidir.Dünyada ise Yeni Gine’de çıkartılır. 6. Bor Mineralleri: Jet ve roket yakıtı, emaye, porselen, cam üretiminde, fotoğrafçılıkta kullanılır.Çıkarılan yerler: Balıkesir (Bigadiç, Sandıklı, Susurluk), Eskişehir (Seyitgazi), Kütahya (Emet) ve Bursa’dır.Dünyada ise Türkiye, ABD ve BDT önde gelir.Kullanım alanının yaygın olmaması nedeniyle ekonomimize katkısı azdır. 7. Civa: Tek sıvı madendir.Zirai ilaçların yapımında, altın çıkarımında, kağıt ve suni gübre üretiminde, boya ve asit sanayinde kullanılır.Dünya üretiminde birinci sırada bulunmaktayız.Çıkarılan yerler: İzmir (Karaburun-Ödemiş), Manisa-Alaşehir ve Konya (Sarayönü)’dür. 8. Kükürt: Zirai ilaçların yapımında, sülfürik asit üretiminde ve muhtelif kimya sanayinde kullanılır.Çıkarılan yerler: Isparta (Keçiborlu), Kütahya (Simav), Denizli (Sarayköy)’dür. 9. Kurşun-Çinko: İkisi karışık halde bulunur.Silah sanayi ve paslanmaz metal üretiminde kullanılır.En fazla Giresun, Sivas, İzmir, Kayseri ve Elazığ’da (Keban) çıkarılır. 10. Antinom: Cephane yapımında, cam ve seramik sanayinde, renklendirme işlerinde kullanılır. En fazla Balıkesir, Kütahya, Bursa, İzmir ve Tokat’ta çıkarılır. 11. Asbest (Amyant): Öz ısıya dayanıklı eşyaların yapımında kullanılır.Kansorejen olması nedeniyle kullanımı sınırlıdır.En fazla Erzincan, Kars, Ağrı, Malatya, Sivas ve Uşak’ta çıkarılır. 12. Barit: Çeşitli boyaların yapımında ve sondaj çalışmalarında kullanılır.Isıyı emme ve soğutma özelliği taşır.Cam sanayinde kullanılır.En fazla Antalya, Mersin, Adana ve Elazığ’da çıkarıtılır. 13. Fosfat: Suni gübrenin hammaddesidir.Dünyada Fas, Tunus ve Cezayir’de çıkartılır.Ülkemizde Mardin’den (Mazıdağı) çıkartılır.Yeterli olmadığı için ithal edilir. 14. Wolfram: Sert olduğu özel sanayi çeliği olarak kullanılır.Demiryolu, iş makineleri, uçak, gemi ve uzay araçları yapımında kullanılır.En fazla Bursa (Uludağ), Kırıkkale (Keskin), Elazığ (Keban) ve Niğde’de çıkartılır. 15. Lüle taşı: Pipo ve süs eşyası yapımında kullanılır.Dünyada ve Türkiye’de sadece Eskişehir’de çıkarılır. 16. Manganez: Çeliğin sertleştirilmesinde kullanılır.Ray ve karayolu araçları, köprülerin yapımında kullanılır.En fazla Uşak, Afyon, Burdur, Muğla, Artvin, Adana, Antep, Sivas, Erzincan ve Trabzon’da çıkarılır. 17. Nikel: Sanayide demir, bakır, alüminyum ile alaşım yapımında kullanılır.Tuzlu suya dayanıklıdır.Bu nedenle gemi yapımında kullanılır.Ülkemizde Manisa ve Turgutlu’da çıkarılır. 18. Oltu taşı: Tesbih ve süs taşı olarak kullanılır.Erzurum’un Oltu ilçesinde çıkarılır. 19. Zımpara taşı: Zımpara yapımında kullanılır.Ülkemizde İzmir (Karaburun, Urla, Çeşme, Ödemiş) ve Muğla’da (Milas) çıkarılır. 20. Tuz: Kayalardan, göl ve deniz gibi durgun sulardan elde edilir.Tuz üretiminin %30’u Tuz Gölü’nden, %10’u kayalardan, geri kalanı da İzmir Çamaltı Tuzlası’ndan elde edilir. 21. Mermer: Heykel yapımında, inşaat işleri ve süslemede kullanılır.Ülkemiz mermer bakımından zengindir.Afyon, Kütahya, Marmara Adaları, Kırşehir, Tokat, Bitlis ve İzmir’de çıkarılır. ENERJİ KAYNAKLARIMIZ 1. Taş kömürü: I. zamanda oluşmuştur.Enerjisi yüksektir.Demir-çelik sanayinin hammaddesidir. Ülkemizde Zonguldak’ta (Ereğli, Kozlu, Kilim) çıkarılır.Dünyada en fazla ABD, BDT, Polonya, G. Afrika, Avustralya ve İngiltere’de çıkarılır.İngiltere, Fransa ve Almanya bugünkü kalkınmışlık seviyesine gelmesini taşkömürüne borçludur. 2. Linyit: Kalorisi düşüktür.En zengin enerji kaynağıdır.III. zamanda oluşmuştur.Evlerin ısıtılmasında kullanılır.En çok elektrik enerjisi linyit ile çalışan termik santrallerden elde edilir.Çıkarılan yerler: Kütahya (Tunçbilek, Değirmisaz, Tavşanlı, Seyitömer), Muğla (Yatağan), Manisa (Soma), Afşin, Elbistan, Amasya (Çeltek), Ankara (Çayırhan) ve Çanakkale (Çan)’dır. Termik Santraller: - Kahramanmaraş (Afşin-Elbistan) - Kütahya (Seyitömer-Tunçbilek) - Zonguldak (Çatalağzı) - Muğla (Yatağan) - Manisa (Soma) - İstanbul (Ambarlı) 3. Doğalgaz: Geleceğe yönelik önemli enerji kaynağıdır.Ülkemizde az da olsa Trakya’da (Kırklareli, Babaeski, Lüleburgaz) çıkarılır.Ülkemizde son yıllarda büyük kentlerde doğalgaz kullanımı artmıştır.Rusya ithal etmekteyiz. 4. Petrol: Ülkemizde ilk petrol 1940 yılında Raman’da bulunmuştur.Petrol üretimimiz tüketimimizin sadece %25’ini karşılamaktadır.Çıkarılan yerler: Raman, Mardin, Adıyaman ve Diyarbakır çevresidir.En fazla ithalatta bulunduğumuz ülkeler İran, Irak, Arabistan, ABD, Rusya ve Venezuella’dır. Ülkemizde petrol arama işlerini TPAD yürütmektedir.En fazla petrol üreten ülkeler: Orta Doğu Ülkeleri, Orta Asya Ülkeleri, ABD, Çin, İngiltere, Kanada ve Meksika’dır. 5. Uranyum ve Toryum: Nükleer enerji kaynağıdır.MTA’nın belirlediğine göre ülkemiz uranyum yönünden zengindir.Manisa-Gördes’te toryum, Aydın-Söke, Yozgat-Sorgun, Giresun ve Rize’de ise uranyum çıkartılır.Dünyada 600 civarında nükleer santral vardır.Örneğin komşularımızdan Bulgaristan, Ermenistan, Ukrayna ve BDT’de bulunmaktadır. 6. Jeotermal enerji: Buhardan elde edilen enerjidir.Ülkemizde Denizli (Sarayköy), Aydın (Germencik) ve Afyon’da (Göcek) bulunmaktadır. 7. Hidroelektrik enerji: Akarsular üzerinde barajlar yapılarak elde edilen enerjidir.Avrupa’da Norveç’ten sonra ikinci sırada bulunmaktayız.Doğu Anadolu enerji potansiyeli açısından birinci sıradadır. Yapımı tamamlanmış doksan kadar barajımız vardır. - Enerji üretiminde termik santrallerde üretilen enerjinin payı hidroelektrik santrallerinkinden daha fazladır. - Termik santrallerin çalıştırılmasında kullanılan yakıt taşkömürü, fuel-oil, motorin ve linyittir. - Hamitabat ve Ambarlı Termik Santralleri doğal gazla çalışmaktadır. ENDÜSTRİ Hammaddenin mamul ve yarı mamul durumuna getirilmesi faaliyetlerine üretim, üretim tekniğine de endüstri denir.Sanayileşmede şu faktörler önemlidir: 1. Hammadde: Hammaddeler tarımsal, hayvansal yada madensel olarak gruplandırılır. 2. Enerji: Petrol, elektrik, kömür, nükleer ve jeotermal kaynaklardır. 3. Sermaye: Ülkemiz sanayisi için çok önemlidir. 4. İş gücü: 5. Ulaşım ve Pazar: NOT: Sanayi yada endüstri Want’ın buharlı kazanı bulmasıyla başlamıştır.Buharlı kazanın 1775’te dokuma endüstrisinde kullanılması, 1804’te buharlı lokomotiflerin icadı, 1807’de gemilerin yardımı ile günümüz sanayinin temeli atılmıştır. Türkiye’de Endüstri Türkiye 1983 yılına gelinceye kadar dış ticarette tarım ürünleri satan ve sanayi ürünleri alan bir ülkeydi.Oysa günümüzde dış ticaret gelirimizin %75’i sanayi mallarının ihracatından sağlanmaktadır.Sanayi kolları içinde sırasıyla dokuma, gıda ve diğerleri gelir. Türkiye’de Endüstri Kolları 1. Dokuma ve giyim endüstrisi: a) Pamuk ipliği ve dokuma: Nazilli, Manisa, Denizli, Mersin, Tarsus, Adana, Antalya, Hatay ve Kahramanmaraş. b) Yün ipliği ve yün kumaş: Hereke. c) Suni ipek ve kumaş: İstanbul ve Bursa d) Tabi ipek ve kumaş: İstanbul, Gemlik ve Bursa. e) Hazır giyim: İstanbul. f) Halı, kilim, battaniye: Isparta, Ladik, Kayseri, Sivas ve Uşak. 2. Besin endüstrisi: a) Şeker: Şeker fabrikaları iç kesimlerde kurulmuştur. b) Çay: Trabzon-Rize arasında elliye yakın çay fabrikası vardır. c) Süt: İki bin beş yüz civarında süt fabrikası vardır.Ör: İzmir, Edirne, Erzurum, Erzincan, Kars. d) Un: Trakya ve iç bölgelerde bulunmaktadır. e) Konserve: Marmara, Ege ve Akdeniz’de bulunmaktadır. f) Zeytin yağı: Ege ve Güney Marmara’da bulunmaktadır.Dünyada beşinci sıradayız. g) Ayçiçek yağı: Trakya, İç Anadolu, Güney Doğu Anadolu ve Ege’de bulunmaktadır. 3. Maden endüstrisi: a) Demir-Çelik: Karabük, Ereğli, İskenderun, Sivas. b) Alüminyum: Seydişehir. c) Kurşun ve çinko: Elazığ (Keban) ve Kayseri. d) Bakır: Murgul, Samsun ve Malatya. 4. Otomotiv endüstrisi: 1955’te traktör montajı ile başlamış olup, şu an %90 yerli üretime geçmiştir.Otomobil fab: İstanbul, Bursa, İzmir, İzmit ve Adana.Kamyon fab: İstanbul, İzmir, Konya ve Adana. Ayrıca Eskişehir’de lokomotif ve vagon fabrikası, Ankara’da uçak fabrikası, İstanbul (Haliç, Hasköy, Pendik), Gölcük ve İzmir (Alabay)’da tersaneler bulunmaktadır. 5. Kimya endüstrisi: a) İlaç: İstanbul, İzmir ve Ankara. b) Petro-Kimya: Başlıca rafineriler; Kırıkkale, Mersin (Ataş), İzmir (Aliağa), İzmit (İpraş) ve Batman’dır. c) Boya: İstanbul ve İzmir. d) Lastik: İzmit, Adapazarı ve Kırşehir. 6. Çimento, seramik ve cam sanayi: İnşaat sektörü için çok önemlidir. a) Çimento: İstanbul, İzmir, İzmit, Ankara, Adana, Mersin, Yozgat, Adıyaman ve Eskişehir. b) Seramik: Kütahya, Çanakkale, Bilecik, İstanbul ve İzmit. c) Cam: İstanbul (Paşabahçe), Mersin, Kırklareli ve Sivas. TİCARET Üretilen mal ve hizmet unsurunun alınıp satılmasına ticaret denir. 1. İç Ticaret: Ülke sınırları içinde bölge ve bölümler arasında yapılan ticarettir. İç ticarete etki eden hususlar: - Sanayi kuruluşlarının dengesiz dağılımı - Nüfus dağılımındaki farklılıklar - Her bölgedeki tarım ürünlerinin farklı dağılımı - Ulaşım. 2. Dış Ticaret: Bir ülkenin başka bir ülkeyle yaptığı alış-verişe denir.Dış ticaretin para karşılığına dış ticaret hacmi denir.Dış ticaret ikiye ayrılır: - İhracat: Dışarıya yapılan satışlardır.Satışların fazla olması ekonomiyi olumlu etkiler. - İthalat: Dışarıdan yapılan alımlardır.Ekonomiyi olumsuz etkiler. NOT: İhracat ithalattan fazla ise dış ticaret fazlalığı var demektir.Ekonomiyi olumlu etkiler. Dış ticareti etkileyen faktörler: - Ürün miktarı - İç tüketim - Ürünün kalitesi - Ulaşım sistemi - Ürünün fiyatı ÜLKEMİZDE DIŞ TİCARET 1. İlk yıllarda Türkiye, dışarıya tarım ürünleri ihraç ederken zamanla tarım ürünlerinin miktarı artmasına rağmen oran gerilemiştir.Şimdi dışarıya sanayi ürünleri ihraç ediyoruz. 2. İthalatta ilk önceleri çok miktarda sanayi ürünleri varken şimdi daha çok yatırım malları ithal edilmeye başlanmıştır.Bu durum Türkiye’nin kalkındığına işarettir. 3. Şu ana kadar en çok dış ticaret yaptığımız ülke Almanya’dır.Günümüzde Orta Doğu ve Afrika ülkeleriyle dış ticarette önemli gelişmeler olmuştur. Başlıca İhraç Ürünlerimiz a) Tarım ürünleri: Pamuk, fındık, baklagiller, tütün, kuru ve yaş meyvelerdir. b) Hayvan ve hayvansal ürünler: Yün, tiftik, deri ve yumurtadır. c) Madenler: Krom, bakır, civa, demir ve bordur. Ayrıca hayvansal ve bit yağlar, ipekli dokuma ve giyim eşyaları, mobilya, cam, çimento, seramik ürünleri ve başlıca dayanıklı tüketim mallarıdır. Başlıca İthal Ürünlerimiz a) Fabrika kurmaya yarayan aletler, araçlar - Petrol, ilaç ve kimyasal maddeler b) Motorlu araçlar - Tropikal kökenli ürünlerdir. c) Elektronik aletler ULAŞIM İnsanlar, hayvanlar, çeşitli malzemeler ve cisimler ile haberlerin nakline denir.Ulaşım, Sanayi Devrimi öncesinde kara ve deniz yolu ulaşımı yaygındı.Daha sonra motorların keşfedilmesiyle demir yolu ve hava yolu ulaşımları devreye girdi.Ulaşımdaki modern araçlar ve ulaşılan hız sonucunda turizm, ticaret ve sosyal faaliyetler de gelişmiştir. Ulaşımı etkileyen faktörler 1. Kıyı bölgelerle iç bölgeler arasında dağların uzanışı nedeniyle ulaşım geçitlerden sağlanır. 2. İç bölgelerde ulaşım, geniş düzlükler nedeniyle kolaydır. 3. Doğuda ulaşım, yükselti ve engebenin fazla olması nedeniyle zordur.Bu yüzden kuzey-güney yönlü ulaşım sağlanır. - Karayolu: En yaygın ulaşım türüdür.Yol yapım masraflarının sürekli artması nedeniyle otobanlar ülke geneline yayılmamıştır.En fazla trafik kazaları karayolunda görülür. - Demiryolu: İlk demiryolu 1866’da Aydın-İzmir hattında açılmıştır.Günümüze kadar olan gelişmeler sonucunda toplam demiryolu uzunluğu 8140 km.’yi bulmuştur.Demir yolu kara üzerinde en ucuz olan ulaşım sistemidir. - Denizyolu: Büyük kütlelerin uzak mesafelere taşınmasında denizyolu dünyanın en ekonomik ulaşım sistemidir.Ancak ülkemizde fazla gelişememiştir.Toplam 8333 km’yi bulan limanlarımızda düzenli gemi işletmeciliği gelişememiştir.Dünya ticaret filosunda Türkiye %0.6, Yunanistan %5, Libya %13.6 pay alır. Türkiye’nin en önemli limanları İstanbul, İzmir ve Mersin’dir.Mersin, önceleri Orta Doğu Ülkeleri ile olan ticarette önemli iken günümüzde bu özelliğini kaybetmiştir. 4. Havayolu: Ülkemiz ulaşımında en az payı olan ulaşım türüdür.Çünkü havayolu ulaşımı yüksek sermaye ve teknoloji gerekmektedir.Hava ulaşımında en yüksek yolcu payı iç hatlardır.Elli üç uçak seferi yapılmaktadır.

06 Dec 2006

(0)



YER YUVARLAĞININ YAPISI VE YER ŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU

YER YUVARLAĞININ YAPISI ve YER ŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU 1) Yer Yuvarlağının yapısı : - Yer yuvarlağının yapısı; güneş sisteminin ve evrenin oluşumu ile açıklanabilir. 15 milyar yıl önce evren çok yüksek sıcaklık ve yoğunluktaki bir yapıdan, patlama sonucunda oluşmuştur. - 2) Yer Kabuğunun yapısı : - Yer, zamanla soğumaya başlamıştır. Ve yerin iç kısmı ise hala sıcaktır. Yer soğumaya başladıkça yeryüzü yavaş yavaş şekillenmiştir. - Yer yüzünden yerin içine doğru inildikçe her 33 metrede 1 C sıcaklık artmaktadır. - Yer kabuğu dünyayı dıştan kuşatan bir tabakadır. Taş kürenin en üst katını oluşturur. - Yer kabuğunun alt katmanı ise bazalt birleşimindeki taşlardan oluşmuştur. Bu yapıya sima denir. YER KABUĞUNUN MALZEMELERİ (KAYAÇLAR) : 1) Püskürük Taşlar : a) İç püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısımlarından tıkanarak soğumasıyla oluşan taşlardır. (Granit) b) Dış püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısmından yeryüzüne çıkması ve soğuması ile oluşur. (Bazalt ve andezit) 2) Tortul taşlar : Diğer yüzüne dış güçler tarafından getirilen maddelerin tortulanmasıyla (Üst üste birikmesiyle) oluşur. İçerisinde yer yer fosiller bulunur. a) Mekanik tortullar : Dış güçlerin etkisiyle getirilen çakıl, kum, kil gibi malzemelerin yeryüzünün çukur yerlerine birikmesiyle oluşur. (Kum taşı, kıl taşı) b) Kimyasal tortullar : Suda erimiş halde bulunan minerallerin suyun geçtiği yere çökelmesi veya tortulanması ile oluşurlar. (Kireç taşı, alçı taşı) c) Organik tortular : Hayvan, bitki gibi canlı kalıntılarının üst üste birikip katılaşması ile oluşan taşlardır. (Tebeşir) 3) Başkalaşmış taşlar : Tortul ve püskürük taşları yüksek sıcaklık ve basınç altında kalarak değişikliğe uğraması ile oluşur. (Mermer oluşumu) YER YUVARLAĞININ İÇ YAPISI - Yer yuvarlağının dış kısmını oluşturan katı tabakanın altında manto denilen bölüm yer alır. Manto, yer çekirdeğinin örtüsü durumundadır. - Yer küre hacminin %80’nini manto oluşturur. - Mantodan sonra yer yuvarlağının iç kısmını çekirdek oluşturur. - Çekirdekte sıcaklık 4500 C bulur. - Mantonun katı olan üst bölümü yer kabuğu ile birlikte taş küre olarak adlandırılır. - Taş küre levha denilen büyük parçalar halindedir JEOLOJİK DEVİRLER - Dünyamız şimdiki biçimini alıncaya değin değişik evrelerden geçmiştir. Birbirinden farklı bu evrelerden her birine jeolojik zaman denir. - Jeolojik zamanlar dört tanedir ve yaklaşık 570 milyon yıl sürmüştür. Bu dönemde oluşan tortul taşlar, o dönemde yaşayan canlıların fosillerini içerir. İÇ ve DIŞ KUVVETLER - Enerjisini yerin içinden alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. (dağ oluşumu, kıta oluşumu ve volkanizma dır.) - Enerjisini güneşten alan kuvvetlere ise dış kuvvetler denir. (akarsular, rüzgarlar, dalgalar) - İç ve dış kuvvetler birbiriyle sürekli mücadele halindedir. - İç kuvvetler yeryüzünün kabartılarını meydana getirirken; dış kuvvetler ise bunları aşındırarak ortadan kaldırmaya ve seviyesine yakın az engebeli düzlüklere (peneplen) dönüştürürler. - Dış kuvvetlerin yer yüzünün yüksek kesimlerinin aşındırmasıyla elde ettiği malzemeler yer yüzünün çukur yerlerinde (okyanus, deniz) biriktirmesi ile jeoseklinaller oluşur. Bunların kalınlığı binlerce metreyi bulur. Yer kabuğunun hareketleri : - Yer kabuğu bir bütün değildir. Çatlaklardan ve kırık boşluklardan oluşur. Yer kabuğu bir birinden ayrı parçalardan oluşur. Bu her bir parçaya levha denir. - Bu levhalar manto üzerinde yüzer haldedirler. Yaklaşık yılda 1-2 cm hareket ederler. DAĞ OLUŞUMU ve TÜRKİYE’DE DAĞ OLUŞUMU 1) Dağ Oluşumu : - Okyanus ve deniz diplerinde biriken kalın tortul tabakalar (jeosenklinal) kıtalarının levha birbirine yaklaşması sonucu yan basınçlara maruz kalırlar. - Bu yan basınçlar sonucunda jeosenklinal eğer esnek yapıdaysa kıvrılarak yükselir ve yer yüzünün kıvrım dağlarını oluşturur. (Toros dağı) - Jeosenklinal eğer sert yapıdaysa veya önceden yükselmiş kıvrım dağları tekrar yan basınçlara maruz kalırsa kırılma olur. Yükselen bölümlere horst, alçakta kalan kısımlara ise grabent denir. Yüksekte kalan horstlar dağı oluştururken, alçakta kalan kısımlar, daha sonra akarsuların gelişmesiyle ovaları oluşturur. (Ege bölgesi kıyı kesimleri. Burada yer alan boz dağlar kırılma sonucu oluşan horstlardır. Bu dağlar arasında bulun ve üzerinde aynı isimli akarsıların geçtiği bakırçay, b.menderes , ovalarında birer çöküntü (grabent) alanlarıdır.) 2) Kıta Oluşumu : - Yer kabuğunun geniş tabanlı alçalma ve yükselme hareketleridir. Bu alçalma ve yükselme hareketleri çeşitli biçimlerde olabilir. - Kıtaların yükselmesi sonucunda su seviyesi geri çekilir. Bu olaya denizlerin çekilmesi yani reogresyon denir. Tam tersi durumuna da transregsiyon denir. 3) Volkanizma : - Yer kabuğu altındaki kızgın mağmanın yer kabuğunun çatlak ve kırık yerlerinden yeryüzüne çıkmasına denir. - Bu sırada yeryüzüne katı gaz ve akıcı maddeler çıkarır. (karbondioksit, taş, kaya) - Lavların üst üste birikmesiyle zamanlar volkanik dağlar meydana gelir. (K.Ağrı, Tendirek, Nemrut vb.) - Volkan küllerinin yıllık birikmesiyle tüf tabakaları oluşur. 4) Deprem : - Yerkabuğunu oluşturan katmanların yerlerinden oynamalarıyla hissedilen sarsıntılardır. - Oluşumlarına göre yerel depremler ve tektonik depremler olarak ikiye ayrılır. - Yerel depremler kısa sürede ve dar alanda etkili olan yıkıcı etkileri az olan sarsıntılardır. - Tektonik depremler daha şiddetli etkili alanı daha fazla dolayısıyla tahrip gücü daha fazla olandır. TÜRKİYE’DE OVALAR VE PLATOLAR Ova ve Türkiye’de Ovalar : Ova akarsuların derince yer etmediği eğik olmaya, varsa da az olan çevresine göre alçakta olan düz yerlere ova denir. 1) Oluşumlarına Göre Ovalar : a) Aşıntı Ovalar : Dış güçler tarafından aşırı dereceden aşındırıp, düzleştirilmesi sonucu oluşur. Bu ovalara Türkiye’de rastlanmaz. Doğu Avrupa bu konuya en belirgin örnek olarak bilinmektedir. b) Çöküntü Ovalar : Yeryüzündeki çöküntü hendeklerin, dış güçlerin taşıyıp getirdiği taklarla dolması sonucu oluşur. (Iğdır ovası) c) Birikinti Ovası : İç kesimlerdeki ya da kıyılarda ki çukur alanların, dış güçlerin taşıyıp getirdiği tortulların dolması sonucu oluşur. (Konya ve Malatya ovaları) d) Karstik Ovalar : Çökebilir taşların uzandığı alanlarda, suyun taşları çözümlemesi sonucunda oluşan ovalardır. Bu çanakların tabanının tortullarla dolup düzleşmesi ile karstik ovalar oluşur. (Teke ve Taşeli platoları) 2) Bulunduklarına göre ovalar : - Ovalar kıyıya yakın ya da uzak olma durumlarına göre kıyı ovalar ve iç ovalar diye ikiye ayrılır. - Kıyı ovalar; Bafra, Finike vb. - İç ovalar; Eskişehir, Muş vb. 3) Yükseltilerine göre ovalar : - Bazı ovalar deniz seviyesine yakın iken, bazı ovalarda denizden 1000-2000 metre yüksektir. Bunlar grubuna göre ikiye ayrılır. - Alçak ova; Çukurova, Çarşamba vb. - Yüksek ova; Konya, Malatya vb PLATOLAR a) Aşıntı Platoları : Dış güçler tarafından yüzeyi aşındırılmış, akarsuların derin vadiler kazdığı düzlüklerdir. b) Kırılma (Tektonik) Platolar : Dikey yönlü basınçların etkili olduğu alanlarda, eski kütlelerin kırılması ile oluşur. (İç Batı Anadolu platoları) c) Volkanik Platolar : Geniş alanlara yayılan tüf ve akışkan lavların düzleştirdiği alanların, akarsularla yarılması sonucu oluşur. d) Karstik Ovalar : Kireç taşı gibi çözünebilen taşların bulunduğu alanlarda oluşmuş platolardır. (Obruk, Taşeli platoları) YERYÜZÜNÜN BİÇİMLENMESİ (DIŞ KUVVETLER) 1) Mekanik (Fiziksel) Çözünme : - Günlük sıcaklık farkının fazla olduğu yerlerde görülür. - Günlük sıcaklığa bağlı olarak taşların ısınıp sonra soğuması sonucu oluşur. (Çöllerde görülebilir) 2) Kimyasal Çözünme : - Suyun taşları eritmesi, aşındırması, ve çürütmesi sonucu oluşur. - Sıcaklığın etkisiyle bu çözünme daha da artar. - Nemli bölgelerde daha da yaygındır. 3) Biyolojik Çözünme : Bitki köklerinin, kayalarının çatlaklarına girerek zamanla büyümesi ve bunun sonucu genişleyerek kayaların çatlamasına denir. TOPRAK OLUŞUMU ve TOPRAK TÜRLERİ - Toprağın oluşması için önce kayaların çözünmesi gerekir. - Canlı kalıntılarıyla oluşabilir. - Toprağın oluşumuna etki eden faktörler; iklim, bitki örtüsü, yer şekilleri, taşların özelliğidir. a) Taşınmış Topraklar : - Dış kuvvetlerin taşıyıp getirdiği malzemelerin birikmesiyle oluşur. - Üç çeşittir. Alüvyonlar : Kum ve çakıl gibi maddelerin oluşumuyla oluşan topraklardır. Morenler (Buzul Taşlar) : Buzulların taşıyıp biriktirdikleri, üzerleri çoğu kez parıltılı yada çizikli taşlardan oluşur. Lösler : Rüzgarların, kurak bölgelerden az çok yağışlı bölgelere taşıyıp yığdıkları, katmanlaşmış ince ögelerden oluşan toprak. b) Yerli Topraklar : - Bu topraklar, kayaların çözüldüğü yerde oluşan topraklardır. - İki gruba ayrılır. Nemli Bölge Toprakları : Bu topraklar nemin gür olduğu yerlerde, gür bitki örtüsüyle kaplıdır. Kurak ve yarı kurak bölge toprakları : Kestane ve kahverengi bozkır topraklarıdır yani çöl toprakları. YER GÖÇMELERİ ve KAYMALAR Yer göçmeleri ve yer kaymalarını oluşturan etmenler : Yer göçmesi : Kayaların, taş parçalarının, toprağın, büyük kütleli tabakaların birbirine kayarak yer değiştirme olayıdır Yer Kayması : Üstteki geçirimli tabakaların, alttaki geçirimsiz ve kaygan tabakalar üzerinde, eğim doğrultusunda kaynamasıdır. - Yer kaymasının yaygın adı heyelandır. - Yer göçmeleri eğimin çokluğu, şiddetli yağış, sebeplerinden olur. Heyelan oluşumunu etkileyen unsurlardan biride; toprakların yapısal özelliğidir. Heyelan olaylarının en çok görüldüğü mevsim; ilkbahar sonrası kar erime zamanıdır. EROZYON ve KORUNMA YOLLARI Toprak Erozyonu : Toprak erozyonun oluşturan etmenler; - Toprağın sular tarafından aşındırılması - Rüzgarlar - Bitki örtüsü - Buzullar - Sel - Eğim - Yangın Korunma yolları : - Ağaçlandırma, Bitki örtüsü, Baraj gölleri yapma, - Tarlalar eğime yatay sürülmeli - Ağaç kesimlerine karşı tedbirler AKARSULAR a) Akarsuyun oluşumu : Yeryüzündeki yatakların değişik büyüklüklerdeki yataklar içerisinde su toplanır ve bu yatak boyunca akmasına akarsu denir. - Akarsuların, küçüklerine dere denir. Büyüklerine ise çay, nehir denir. - Akarsuyun, çıktığı yere kaynak. Akarsuyun aktığı yere yatak denir. - Akarsuyun birim zamanda aldığı yola akarsuyun hızı denir. Bu hız mualine denilen araçla ölçülür. b) Akarsuyun ağları, Su bölümü ve Akarsu Havzaları : - En küçük dereden ana ırmağa kadar bir akarsuyun beslenme havzası içinde tüm kollarıyla birlikte oluşturduğu su yolu örgüsüne akarsu ağı denir. - Havzaları birbirinden ayıran doğal sınıra su bölümü çizgisi denir. - Akarsuyun denize ulaştırabilen havzalara açık havza, ulaştıramayan havzalara ise kapalı havza denir. c) Akarsuyun debisi ve rejimi : - Bir akarsuyun her hangi bir yerindeki enine kesitinde bir saniyede geçen suyun m3 cinsinden miktarına debi denir. - Bir akarsuyun debisinde yıl boyunca değişmeye rejim denir. d) Selintiler ve Akarsular : - Yüzeyleri kaplarcasına akan sulara selinti denir. - Bir akarsuyun aşındırma gücü; su miktarı, eğim, bitki örtüsü, akış hızı, yük miktarıdır. A) TÜRKİYE’DE SELİNTİLERİN OLUŞTURDUĞU AŞINDIRMA ve BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ : a) Kırgıbayır : Kimi yerleri yüksekçe, kimi yerleri yarıntılar biçiminde olan şekillere denir. (Nevşehir yöresi) b) Peri Bacaları : Volkan tüflerinin yaygın olduğu bir arazide sellenme sonucu oluşmuş yer şekilleridir. Üstteki dirençli kayalar aşınmadığı için şapka şeklinde bir görünüm oluşmuştur. (Afyon) c) Birikinti Konileri : Bir dağ yamacında aşağıya inen akarsuyun eğimi azaldığında taşıma gücüde azalır ve taşıdığı alüvyonları koni şeklinde biriktirir. Buna denir. - Birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan ovalara Dağ eteği ovası denir. B) AKARSULARIN AŞINDIRMASI İLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ a) Vadiler : İçinde akarsuların aktığı, kaynaktan ağza doğru sürekli inişli olan uzun çukur alanlarıdır. Dört çeşit vadi vardır - V vadi; V harfi biçimindeki vadilere denir. - Tabanlı vadi; orta çığırlarda;eğim az, su miktarı fazladır. Derinlemesine hem de yanlamasına aşındırma yapar. - Yayvan Vadi; yanlama, aşındırma ile vadi yamaçları aşınıp yatıklarşır. - Yarma vadi; Bir düzlükte akmakta olan akarsu, önüne çıkan kabarıklığı dar ve derin bir biçimde yardıktan sonra yeniden düzeyi çıkarsa olur. - Kanyon vadi; çözünebilir taşların bulunduğu arazilerde akarsu bir yandan aşındırma yaparken bir yandan da taşlar çöker. Sonuçta dar derin ve dik duvarlı vadiler oluşur. b) Dev Kazanı : Akarsuların, çağlayan ve çavlanların yaparak döküldükleri yerlerde, aşınma sonucu oluşan çukurluklara dev kazanı (büğet) denir. Türlü Büyüklükte olabilir. c) Sekiler : Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda görülen basamak biçimindeki yer şekilleridir.. bu derinleştirme sonucu eski vadi tabanı yukarıda bir basamak halinde kalır ki buna seki denir. d) Yontuk düzler (Peneplen) : Akarsuların aşındırma faaliyetlerinin son döneminde oluşan dalgalı düzlüklere denir. C) AKARSU BİRİKTİRMESİ İLE OLUŞAN YERŞEKİLLERİ Akarsu biriktirmesi sonucu oluşan başlıca şekiller şunlardır; a) Deltalar : Akarsuyun göle yada deniz ulaştığı yerde, taşıdığı alüvyonları biriktirmesi sonucu oluşur. Bir deltanın oluşabilmesi için; - Akarsuyun belli büyüklükte olması - Denizin çok derin olması - Kıyı boyunca güçlü akıntıların olmaması gerekir. (Çukurova, Bafra) c) Birikinti Ovası : İç kısımlardaki alanların alüvyonlarla dolması sonucu oluşur. 2 çeşittir. - Dağ içi ovaları : Dağlık alanların iç kısımlarda az eğimli yerlerde, karstik çanaklarda ya da tektonik çöküntülerde birikme sonucu oluşur. (Erzincan ovası) - Dağ eteği ovaları : Bir dağın yamacından aşağı inen akarsu ve sellenme sularının oluşturduğu birikinti ovasıdır. c) Birikinti Konileri : Akarsuyun taşıdığı alüvyonların yelpaze biçiminde çökelir. Bu çökmeye denir. - Menderesler: Akarsuyun aşındırma ve biriktirme sonucu faaliyetlerin ortak sonucu oluşan yer şekillerinin en yaygın olanları mendereslerdir. - Yatak eğimi azalmış olan bir akarsu, düzenli büklümler yaparak sağa sola dolana dolana akar. Buna menderes denir. (Gediz nehri, B.Menderes) YER ALTI SULARI ve KAYNAKLAR - Dağınık tortulların içerisinde ya da kaya oyuklarında toplanmış suya rastlanır. Buna yer altı suyu denir. Kaynaklar : Yer altı sularının kendiliğinden yer yüzüne çıkmasına denir. IV çeşittir. - Kırıklı yapıların bulunduğu yerlerde fay kaynağı, yamaçların yer altı suyu tablasını kestiği yerlerde yamaç kaynağı, kalkerli yapıların bulunduğu yerlerde ise karstik kaynaklar, yer altı sularının bulunduğu yerlerde, insanların sondaj yapmasıyla artezyen kaynaklar oluşur. TÜRKİYE’DE KARSTİK SULAR, AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ - Kolayca çözünen taşların yaygın olduğu yerlerde oluşan yer şekillerine karstik şekiller denir. (Toroslar) - Yanları dik, ağız kısımları türlü genişlikte olabilen, derin doğal kaynaklara obruk denir. (Obruk gölü) - Dolinler (düdenler, koyaklar) : Kalkerli arazilerde çözünmeler ya da çözünme ile birlikte çökmeler sonucu oluşmuş çukurlardır. Çapları birkaç yüz metre arası değişir. Bunun diğer adı da “su yutan”dır. - Dolinlerin genişleyip birleşmesi sonucu göl-ovalar (polyeler) oluşur. - Kör Vadiler : Suların bir su yatağından yer altına daldığı vadilerdir. - Karstik arazilerin yaygın şekillerinden biri de lapyalardır. - Kireç taşlarının çözünmesiyle mağaralar oluşur. - Mağaralarda sarkıt ve dikitler bulunur. - Yer altı sularının çözündürdüğü maddelerin çökelmesi sonucu oluşan yer şekillerine travertenlerdir. - Bunların beyaz olmasının nedeni üzerinde kalker tüflerinin olmasıdır. GÖLLERİN OLUŞUMU - Karalarda ki çanak ve tekne gibi küçük alanlarda birikmiş sulara denir. - Kara içerisinde ne kadar çok büyük olursa olsun, eğer denize bağlı değil ise göl olur. Göller oluşumlarına göre beş gruba ayrılır. a) Tektonik göller : Yer hareketleri sırasındaki kırılmalar, kıvrılmalar ve epirojenik hareketler sonucu oluşur. (Hazar gölü) b) Volkanik göller : Volkanik çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller sönmüş volkanların kraterlerinden oluşur. c) Karstik göller : Çözünebilir taşlardan oluşmuş çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller kireç taşı ve alçı taşının olduğu yerlerde görülür (Dalmaçya) d) Buzul ve sirk gölleri : Örtü buzulları ile dağ buzullarının oluşturduğu çanaklarda yer alan göllerdir. (İsviçre’de var) e) Karma yapılı göller : İç ya da dış gücün etkisiyle oluşan çanak, bir başka gücün etkisiyle büyütülüp derinleştirilmesine denir. (Van gölü) - Karma yapılı göllerin çoğu, bir çanağın önünün; dış güçler, iç güçler ve insanlar tarafından kapatılmasına set gölleri denir. - Karma yapılı göller arasında altı gruba ayrılır; Volkan, Akarsu, Kıyı, Heyelan, Buzul taş, Baraj gölleri gibi. 1) Tektonik-volkan set gölleri ; Bir çanağın, volkanlardan çıkan lav ve katı maddelerin kaplanması ile oluşan göllerdir. (Van gölü) 2) Akarsu set gölleri ; Akarsuların, taşıdıkları alüvyon ve tortulların bir çanağın önünü tıkaması sonucu oluşur. (Çamiçi) 3) Kıyı set gölleri ; Dalga biriktirmesi ile oluşan kıyı okların veya kordonların kıyı önünü kapatmasıyla oluşur. (B.Çekmece gölü) 4) Heyelan set gölleri ; Yer göçmeleri ve kaymaların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. (Tortum, Abant vb.) 5) Buzul taş set gölleri ; Buzul taşların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. 6) Baraj gölleri ; insanların bir vadinin önüne set yaparak oluşturduğu gölleridir.

06 Dec 2006

(0)



DÜNYANIN HAREKETLERİ

Yer yuvarlağının hareketleri ve sonuçları(MEVSİMLER) GÜNEŞ ETRAFINDAKİ HAREKETİ Bu hareketini 365 gün 5 saat 48 dakikada tamamlar.Buna yıllık dolanım denir.Yer küre kendi ekseni etrafında hareket ederken aynı zamanda saat ibresinin tersi yönünde Güneş etrafında döner.365 günde arta kalan 5 saat 48 dakikalar 4 yılda yaklaşık olarak 1 gün yapar.Bu nedenle Şubat ayları 3 yıl boyunca ;28 gün,4. yıl 29 gün sürmektedir. Dünya güneş etrafında dolanırken elips şeklinde izlediği yola yörünge denir. Bu elips şeklindeki yörüngeden geçen düzleme Yörünge düzlemi veya Ekliptik denir.(Şekil: ) Yer kürenin Güneş çevresindeki hızı;saniyede 30 km’dir. Dünya Güneş etrafında dönerken 2-3 Ocak’ta Güneşe en yakın konumda bulunmaktadır.Bu konuma günberi denir. Dünyanın güneşe olan uzaklığı 147 milyon km’dir.Dünyanın Güneşe en yakın olduğu bu dönem de Güneşin çekim etkisinin artmasına bağlı olarak Dünyanın dönüş hızı da artar.Bu nedenle Şubat ayları kısa sürer. Dünya Güneş etrafında dönerken 3-4 Temmuzda Güneş’e en uzak konumda bulunmaktadır.Bu konuma günöte denilmektedir.Bu tarihte Dünyanın Güneş’e olan uzaklığı 152 milyon km’dir.Dünyanın Güneş’e en uzak konumda olduğu bu dönemde,Güneşin çekim Gücünün azalmasına bağlı olarak da Eylül Ekinoksu iki gün gecikmeyle 23 Eylül olmaktadır. Yer kürenin ekvator düzlemi ile Ekliptik düzlemi bir biri üzerine oturmazlar;aralarında 230 27/ bir açı vardır.Bu nedenle yerin ekseni ekliptiğe dikey değildir;aralarında 660 33/ bir açı vardır.Bu açılar nedeniyle; 1-Mevsimler oluşur 2-İki yarım kürede aynı anda farklı mevsimler yaşanır. 3-Gece gündüz süreleri yıl boyunca Ekvator dışındaki yerlerde değişkenlik gösterirken Gece gündüz süreleri arasındaki fark ekvatordan kutuplara gidildikçe artar. 4-Güneş ışınlarının Yer küreye dik geldiği noktalar yıl içerisin değişmektedir.Güneş ışınları,yıl boyunca sadece dönenceler arasına tam dik olarak düşmektedir. 5-Güneş ışınlarının yere düşme açıları değişir. Dünya güneş etrafında döndükçe ekvator düzlemi ile Ekliptik düzlemi arasındaki açıda değişmektedir.Bu açı değişikliği ise Güneş ışınlarının düşüş açısını etkilemektedir. Buna bağlı olarak da yıllık sıcaklık farkları oluşmaktadır. 6-Güneşin doğuş ve batış saatlerinin sürekli değişmesi 7-Güneş ışınları dönencelere yılda bir kez ekvatora iki kez dik gelmektedir. 8-Yer yüzündeki her hangi bir yerin Güneş enerjisini yıl boyunca farklı ölçülerde alması 9-Kuzey ve güney kutup dairelerinde gündüz ve gece süresi 24 saatten fazla olup kutuplarda yazlar aydınlık,kışlar karanlıktır. *Mevsimlerin oluşumunu sağlayan etmenler 1- Dünya eksenin Ekliptikle yaptığı açı önemlidir.(660 33/ ) ve bir başka deyişle Ekvator ile Ekliptik arasındaki açı 230 27/ dır. 2- Yerin Güneş çevresindeki hareketidir. *Eğer Dünyanın yörüngesi elips şeklinde değilde tam bir daire olsaydı bütün mevsimlerin süreleri birbirine eşit olurdu.Ancak Elips şeklindeki yörüngesi üzerinde sabit bir hızla ilerleyen yer,birbirine eşit zamanlarda eşit kavisler alamaz.Bu nedenle mevsimlerin süreleri değişiktir. ÖRN.:KYK’da kış 89 gün,Yaz 93 gün 7 saat *Eğer ekvatorla ekliptik düzlemi arasındaki 230 27/ bir açı olmasaydı bu iki düzlem birbirine çakışacak yerin ekseni ile ekliptik arasında 900 lik açı olacaktı Yani Yerin ekseni ekliptik düzlemine dik olsaydı o zaman sadece ekvator Güneş ışınlarını her zaman 900 ile alırdı,güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru giderek küçülür ve bu açılar yıl boyunca hiç değişmeyeceğinden yer yüzünde her hangi bir nokta yıl boyunca hiç değişmeyeceğinden yer yüzünde her hangi bir nokta yıl boyunca güneşten hep aynı derecede enerji alacak mevsimler meydana gelmeyecekti ancak hep aynı mevsim yaşanacaktı *Ekliptik ile Ekvator arasındaki açı 230 27/ değil de 300 olsaydı,mevsimler yine oluşurdu,fakat Güneş ışınlarının tam dik olarak düştüğü alan(Tropikal Kuşak)genişler;kışlar daha şiddetli,yazlar daha sıcak geçerdi. *Ekliptik ile Ekvator arasındaki açı 230 27/ dan daha az olsaydı; Güneş ışınlarının düştüğü alan daralır,dönemler arası sıcaklık farkı azalırdı.O halde 230 27/ lik Kuzey ve Güney enlemleri kuzeyde ve güneyde Güneş ışınlarının dik düştüğü alanın sınırlarını belirlemektedir. 660 33/ Ekliptik Yer ekseni 230 27/ Ekvator Dünya batıdan doğuya doğru dönmektedir. 21 Mart İlkbahar Ekinoksu 21 Aralık 21 Haziran KUTUP DAİRESİ EKVATOR 23 Eylül Ekinoksu 23 EYLÜL DURUMU: -Güneş ışınları Ekvator üzerine 900 lik bir açı ile düşer.21 Mart’ta olduğu gibi Yer’in her iki yarım küresi eşit oranda aydınlandığından gece-gündüz süreleri eşittir.Bu güne gün-gece eşitliği(Ekinoks)denir. -Bu tarihten sonra Güneş ışınları K.Y.K.’ye küçülen açılarla düşerken G.Y.K.’ye büyüyen açılarla düşecektir. -Bu dönem K.Y.K.’de sonbahar,G.Y.K.’de ilkbahar başlangıcıdır. -Bu tarihte Güneş ışınları Ekvator’a 900 ile düştüğünde Ekvatorda düz zeminlerde öğle vakti cisimlerin gölgeleri sıfır olur yani yoktur. Cisimlerin gölge uzunluğu kutuplara gidildikçe uzar.K.Y.K.’de gölge yönleri kuzeye,G.Y.K.’de güneye doğrudur. -450 Paralelinde öğlen gölge boyu cisimlerin boyuna eşittir. 21 ARALIK DURURMU: -Dünyanın güneyi Güneşe dönüktür. -230 27/ Paralel Dairesi(Oğlak dönencesine)ne öğle zamanı Güneş ışınları tam dik olarak gelir. -Güney Yarım Küre’de yaz gündönümü yaşanır.Güneye gidildikçe gündüz süresi uzar. -Kuzey yarım kürede kış gündönümü yaşanır. -Kuzeye gidildikçe gece süresi uzar. -Aydınlanma dairesi(çizgisi)kutup dairelerinden geçer.Kuzey kutup dairesini karanlıkta Güney Kutup Dairesini aydınlıkta bırakır. -K.Y.K.’de en uzun gece, en kısa gündüz;G.Y.K.’de en uzun gündüz,en kısa gece yaşanır. -Güneş ışınları;bu tarihten sonra G.Y.K.’nin daha bir büyük kısmına daha dik açılarla, K.Y.K.’nin daha az bir kısmına daha küçük açılarla düşecektir. -Bu tarihten sonra K.Y.K.’de gündüzler uzamaya geceler kısalmaya başlar 21 Mart’ta gece ile gündüz süreleri eşitlenir.Gündüzlerin uzaması gecelerin kısalması 21 Haziran’a kadar devam eder. -Bu tarihte oğlak dönencesinin kuzeyinde bulunan cisimlerin gölge yönü kuzeye,güneyinde bulunan cisimlerin gölge yönü ise güneye doğrudur.Oğlak dönencesindeki cisimlerin gölgesi ise sıfırdır. 21 MART DURURMU: -Bu tarihte, her iki yarım kürede de gece ve gündüz süresi eşittir.Gece ve gündüz süresinin eşitliği durumuna Ekinoks denilmektedir. -Bu dönemde Güneş ışınları sadece Ekvatora tam dik olarak düşer ve sadece Ekvatordaki cisimlerin gölge uzunlukları sıfır olur.Bu tarihten sonra Güneş ışınları Kuzey Yarım Küre’ye daha büyüyen açılarla geleceğinden K.Y.K:’de gündüzler uzamaya geceler kısalmaya başlar.Bu durum 21 Haziran’a kadar devam eder. -G.Y.Küreye ise Güneş ışınları küçülen açılarla düşecektir. -Bu tarih;K.Y.K.’de ilkbahar;G.Y.K.’de sonbahar başlangıcıdır. -Ekinoks dönemleri olan 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde Güneş Işınları 450 kuzey ve güney enlemlerine 450 lik bir açıyla düştüğünden,bu enlemdeki cisimlerin gölge uzunlukları cisimlerin uzunluklarına eşittir. 21 HAZİRAN DURUMU: -K.Y.Küre bir başka deyişle Dünyanın kuzeyi Güneş’e daha dönüktür. -Güneş ışınları 230 27/ Kuzey enlemindeki Yengeç dönencesine öğle zamanı tam dik (900)olarak gelir. -Kuzey Yarım Küre’de yaz gündönümü yaşanır.Kuzeye gidildikçe gündüz süresi uzar.Bu tarihte K.Y.K. en uzun gündüz en kısa gece yaşanır.Ancak bu tarihten sonra K.Y.K.’de gündüzler kısalmaya,geceler uzamaya başlar. -23 Eylül’de gece ile gündüz süreleri eşitlenir.Gündüzlerin kısalması ve gecelerin uzaması 21 Aralığa kadar devam eder. -G.Y.Küre’de kış gündönümü yaşanır. -Güneye gidildikçe gece süresi uzar.Bu tarihte Güney yarım Kürede en uzun gece en kısa gündüz yaşanır. -Güneş ışınları;Bu tarihten sonra K.Y.K.’nin daha büyük bir kısmına daha büyük açılarla ,G.Y.K.’nin daha az bir kısmına daha küçük açılarla düşecektir. -Bu tarihte Yengeç dönencesindeki cisimlerin gölge uzunlukları sıfırdır. -Yengeç dönencesinin kuzeyindeki cisimlerin gölge yönleri kuzeye,güneyindekilerin ki güneye doğrudur. -Bu tarihte aydınlanma çizgisi kutup dairelerinde teğet geçer. -Bu tarihte Kuzey Kutup Dairesi sürekli aydınlık,Güney kutup dairesi sürekli karanlıktır. NOT:21 Mart ve 23 Eylül Durumu şöyle özetlenebilir: Güneş ışınlarının dik olarak geldiği yerler 21 Haziran’dan 21 Aralık tarihine kadar 6 ay içinde,Yengeç dönencesinden Oğlak dönencesine;21 Aralık’tan 21 Haziran’a diğer 6 ayda Oğlak dönencesinden Yengeç dönencesine doğru yer değiştirmektedir.Bir yıl içinde güneş ışınlarının dik olarak geldiği yerler iki dönence arasında gidiş ve dönüş şeklinde bir hareket yapar.Bu hareket sırasında Güneş ışınları Ekvator üzerine iki kez dik olarak gelir.Bu tarihler 21 Mart ve 23 Eylül’dür.Bu duruma Ekinoks denir. Bu tarihte; -İki yarım kürede eşit aydınlanır. -Aydınlanma dairesi kutup noktalarından geçer. -Yer ekseni ile aydınlanma dairesi çakışır. -Dünyanın her yerinde gece gündüz süresi eşittir. -Ekvator çevresi daha fazla ısınır. -Her iki yarım küre için bahar başlangıçlarıdır. GÜNEŞ GÜNÜ:Her hangi bir meridyen Güneş’in tam karşısında iken,Dünya bir turunu atarak aynı meridyenin yine Güneş’in tam karşısına gelmesine kadar geçen süredir.Bu süre 24 saattir. AY GÜNÜ:Her hangi bir meridyen Ay’ın tam karşısında iken ,Dünya bir turunu atarak aynı meridyenin yine Ay’ın tam karşısına gelmesine kadar geçen süredir.Bu süre 24 saat 50 dakikadır.Ay günü Güneş gününde 50 dakika daha uzundur.Çünkü Dünya dönerken Ay’da bir miktar dönmüş oluyor.Bu nedenle takvimlerini Ay gününe göre ayarlayan İslam ülkelerinin yılları,takvimlerini Güneş gününe göre ayarlayan ülkelerden 10-11 gün farklıdır.Her yıl Ramazan ayı ve Dini bayramların 10-11 gün erken gelmesi bu durumda kaynaklanmaktadır. GÜNEŞ IŞINLARININ DÜŞÜŞ AÇISININ HESAPLANMASI Güneş ışınlarının bir enleme düşüş açısı biliniyorsa,diğer enlemlere de düşüş açısı hesaplanabilir. Bunun için; a)Güneş ışınlarını her hangi bir enleme kaç derece ile düştüğünün b)Güneş ışınlarının düşüş açısının bilindiği yer ile güneş ışınlarının düşüş açısının bulunacağı yer arasındaki enlem farkının bilinmesi gerekir. ÖRNEK:21 Mart’ta 600 kuzey enleminde bulunan bir yere Güneş ışınları kaç derecelik bir açıyla düşer? Yanıt olarak:21 Mart’ta Güneş ışınları Ekvator’a 900 ile düşer.Ekvator ile 60. enlem arasında 600 lik fark vardır.O halde Güneş ışınları 60. enleme 600 daha yatık düşecektir. Yani 900 –600 =300 ile düşecektir. 300 00 900 90 ÖRNEK:21 Aralık’ta Güneş ışınları 300 kuzey enlemine kaç derecelik bir açıyla düşer? 21 Aralık’ta Güneş ışınları 230 lik güney paraleline 900 ile düşer.230 Güney paraleli ile 300 kuzey paraleli arasında 230+300 =530 fark vardır.Buna göre 300 kuzey paraleline Güneş ışınları 530 daha yatık düşecektir. Yani 900-530=370 ile düşecektir. 300 enlemi 370 900 230 27/

06 Dec 2006

(17)



COĞRAFİ KONUM

COĞRAFİ KONUM YERKÜRE’ NİN KOORDİNATLARI Paralel Daireleri: Ekvatora paralel olarak 1°lik açı aralıklarıyla çizildiği varsayılan dairelerdir. Özellikleri: 1. Birer derece aralıklarla geçerler. 2. 90 tanesi Güney, 90 tanesi Kuzey yarım-kürede olmak üzere toplam 180 tanedirler. 3. Kutuplara gidildikçe çevre uzunlukları azalır. (Kutup noktasında 0) 4. İki paralelin arası her yerde 111 km kabul edilir. 5. Aynı paralel üzerinde farklı tüm noktalar güneş ışınlarını aynı açıyla alırlar. 6. Aynı paralel üzerindeki tüm noktalarda gece gündüz süreleri aynıdır. Meridyenler: Bir kutuptan diğerine uzanan ve ekvatoru dik olarak kesen 1° lik aralıklarla çizilmiş çemberlere MERİDYEN DAİRELERİ denir. Özellikleri: 1. Aralarındaki uzaklık sadece ekvator üzerinde 111 km’dir. Kutuplara gidildikçe bu uzaklık daralır. (Kutup noktasında 0) 2. Tam daire olarak 180 adet. Ancak yarım daire olarak düşünüldüğünde 180 Batı, 180 Doğu yarıkürede toplam 360 tanedir. 3. 180° nolu meridyeni çembere tamamlayan (Antipotu) meridyen 0° nolu GRENNWİCH Gözlemevi'nden geçen başlangıç meridyenidir. 4. Başlangıç meridyeninin doğusundakilere doğu, batısındakilere batı meridyenleri denir. 5. İki meridyen arasında 4 dakikalık yerel saat farkı vardır. 6. Meridyen yayları eşit uzunluktadır. 7. Aynı meridyen üzerindeki bütün noktalarda yerel saat aynıdır ve 21 Mart-23 Eylül günlerinde Güneş aynı anda doğar ve batar. ENLEM VE BOYLAMLAR • Enlem ve boylamlar bir yerin coğrafi konumunun belirlenmesinde kullanılır. • Enlem: Yerkürede herhangi bir noktanın ekvatora olan uzaklığının açı cinsinden değeridir. • Boylam: Herhangi bir noktanın başlangıç meridyenine olan uzaklığının açı cinsinden değeridir. Örnek: (1995/ÖYS) Aşağıdakilerden hangisi farklı konumdaki iki yerin aynı boylamda olduğunun kesin kanıtıdır? A) Yerel saatlerin aynı olması B) Doğal bitki örtülerinin aynı olması C) Başlangıç meridyenine olan uzaklıkların eşit olması D) Aynı tarihlerde aynı mevsimlerin yaşanması E) Gündüz uzunluklarının yıl boyunca aynı olması Çözüm: Aynı boylam üzerindeki bütün noktaların yerel saatleri aynıdır. Cevap: A COĞRAFİ KONUM Bir ülkenin, yerin coğrafi konumu denilince; - Yerküre üzerinde bulunduğu nokta yer. - Hangi kıtada bulunduğu ve diğer kıtalarla ilişkili durumu - Deniz ve okyanuslarla ilişkisi - Yükselti durumu - Ticaret yollarına göre durumu - Ekonomik ve kültürel özellikler bakımından farklılık gösteren yerlere göre durumu anlaşılır. Kısaca, bir yerin enlem ve boylamlara göre yerküre üzerindeki yeri ve çevresiyle her türlü ilişkisini sağlayan coğrafi koşulların tümüne birden "Coğrafi konum" denir. Coğrafi konum iki başlıkta incelenir. 1. MATEMATİK KONUM Dünya üzerindeki bir yerin enlem ve boylamlara göre yerinin saptanmasıdır. Örneğin: Türkiye'nin matematik konumu 36° -42° kuzey paralelleri 26°-45° doğu meridyenleri arasındadır. Bir yerin matematik konumu sayesinde o yer hakkında pek çok bilgiler elde edebiliriz. Bir yerin enlemini bilirsek - Güneş ışınlarının geliş açısı - Güneş'in ufukta ulaşabileceği yüksekliği - Gece-gündüz süreleri - Bulunduğu iklim kuşağını - Mevsimleri - Akarsu rejimleri - Kalıcı kar sınırı gibi başlıca coğrafi özelliklerini de bilmek mümkündür. Örnek: (1983/ÖSS) Türkiye'de ocak ve şubat aylarında görülen hava olayları Arjantin'de temmuz ve ağustos aylarında görülebilmektedir. Bu durum Arjantin'in hangi özelliği ile ilgilidir? A) Güney Yarımkürede yer alması B) Sürekli yüksek basınç merkezlerinin etki-sinde kalmasıyla C) Güneydoğu alizelerine açık olmasıyla D) Kuzey-güney doğrultusunda uzanmasıyla E) Batı rüzgarlarına kapalı olmasıyla Çözüm: Kuzey Yarımkürede yaz mevsimi yaşanırken Güney Yarımkürede kış mevsimi yaşanır. Bu Arjantin'in Güney Yarımkürede ya da kısaca Coğrafi konumun sorunudur. Yanıt: A Bir yerin Boylamını bilirsek: - Yerel saatini - Hangi saat diliminde yer aldığını - Aynı enlem üzerindeki noktalarda Güneşin doğuş ve batış saatlerini de bilmek mümkün olur. 2. ÖZEL KONUM Dünya üzerindeki bir yerin kıtalar denizlere, dağ sıralarına boğazlara geçitlere, anayollara komşu ülkelere, siyasi bloklara göre olan konumu ve yükseklik değerleri özel konu-mudur. Örneğin: Türkiye Asya, Avrupa Afrika kıtalarını birbirine bağlayan önemli bir kavşak noktasında kurulmuştur, ve bu bakımdan büyük bir Jeopolitik öneme sahiptir. Ayrıca yüzey şekillerindeki çeşitlilik iklim çeşitliliğine o da tarımsal etkinliklerin çeşitliliğine neden olur. Tüm bunlar Türkiye'nin özel konumunun sonuçlarıdır. Örnek: (1995/ÖYS) Türkiye'nin aşağıdaki coğrafi özelliklerin-den hangisi özel konumu ile ilgili değildir? A) Üç tarafının denizlerle çevrili olması B) Doğusu ile batısı arasında yerel saat farkının 76 dakika olması C) Kıyı kesiminin, iç kesimlere göre daha fazla yağış alması D) Asya ve Avrupa kıtalarında yer alması E) Farklı ekonomik düzeydeki ülkeler arasın-da yer alması Çözüm: Yerel saat farkları ve hesaplanmaları boylam ile tespit edilir. Bu da matematik konumun bir sonucudur. Yanıt: B Örnek: (1995/ÖSS) Bir ülkenin coğrafi konumu, büyüklüğü, şekli arazi yapısı, iklimi ve doğal kaynaklarının milletlerarası politikada oynadığı rol aşağıdaki bilim dallarından hangisinin oluşmasına ne-den olmuştur? A) Tarih B) Jeopilitik C) Coğrafya D) Sosyoloji E) Arkeoloji Örnek: (1984/ÖSS) Haritada belirtilen şehirlerin hangisinde gece-gündüz uzunluğu, yıl boyunca en az değişir ? A) Washington B) Moskova C) Kolombo D) Mekke E) Kap Örnek: (1990/ÖSS) Havanın bulutsuz olduğu bir günde, düz bir araziye dikilen çubuğun gölgesi üzerinde ya-pılan gözlemlerden, o yerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisini belirlemede yararlanılamaz ? A) Boylam derecesini B) Enlem derecesini C) Yerel saatini D) Yükseltisini E) Bulunduğu yarımküreyi Dünyanın Hareketleri [Sayfa Başlangıcı] I. DÜNYANIN GÜNLÜK ( EKSEN ) HAREKETİ Dünya batı-doğu doğrultusunda kendi ekseni etrafında hızla dönerek 24 saatte günlük hareketini tamamlar. Bu harekete eksen hareketi de denir. Dünyanın küresel şekli dönüş hızında farklılaşmalara neden olur. Ekvatorda hız 1670 km/saat olur iken kutuplara gidildikçe hız azalır. Kutup noktalarında sıfır olur. Bunun sonucunda; - Güneşin doğma ve batma anı ekvatordan kutuplara uzar. - Aynı boylam üzerindeki tüm noktalarda yerel saat aynı olur. Örnek Soru:(1995 / ÖSS) Yerin ekseni etrafında dönüşü sırasında, yandaki şekil üzerinde belirtilen yerlerin hangisinde hız en fazladır ? A) 1 B) 2 C) 3 D) 4 E) 5 Çözüm: Dönüş hızı yeryüzünde ekvatorda daha fazladır. 2 numaralı yer ekvatora en yakın olduğu için hızda en fazladır. Yanıt: B GÜNLÜK HAREKETİN SONUÇLARI 1. Gece ve gündüzler oluşur. 2. Yerel saat farkları ortaya çıkar. 3. Doğu ve batı yönleri ortaya çıkar. 4. Dünya üzerinde herhangi bir yer, güneş ışınlarını gün içinde farklı açılarla alır. 5. Günlük sıcaklık ve basınç farklarının oluşması. Bunun sonucunda da: - Mekanik çözülme artar. - Meltem rüzgarları oluşur. 6. Sürekli rüzgarların yönlerinde sapmalar olur. 7. 30° ve 60° enlemlerinde dinamik basınç kuşakları oluşur. 8. Okyanus akıntılarında sapma ve halkalar oluşur. 9. Aynı enlem üzerinde, Güneş farklı zamanlarda doğup batar. SAATLER Dünya'nın günlük hareketi sonucunda kutup noktaları dışında aynı enlem üzerindeki bir noktada Güneş batıdaki bir noktaya göre daha önce doğar ve batar. Bunun sonucunda yerel saatler oluşur. YEREL SAAT Zaman, Güneş'in gökyüzünde izlenen hareketine göre düzenlenir. Bir boylam 24 saatte bir Güneş'in tam karşısında olmaktadır. Dünya ekseni etrafında dönerken 360 meridyen 1 gün 24 saat yada 1440 dakika içerisinde Güneşin önünden geçer. Güneş sabittir ama insan gözü Güneşi dönüyormuş gibi algılar. Yukarıdaki işlemle ispatlandığı gibi bir meridyen güneşin önünden geçtikten 4 dakika sonra onu takip eden meridyen güneşin önünden geçer. İki meridyen arasında 4 dakika yerel saat farkı vardır. Güneş doğudan doğduğu için doğuda kalan meridyenlerde yerel saat daha ileridir. Örneğin: 26° - 45° doğu meridyenleri arasında bulunan Türkiye'de 45 - 26 =19 meridyen 19 x 4 = 76 dakika yerel saat farkı vardır. Örnek Soru:(1993 / ÖSS) P noktasında ye-rel saat 17:00 iken M ve L nok-talarında yerel saat nedir? M L A) 16:40 17:00 B) 16:10 16:40 C) 17:20 16:40 D) 17:00 16:40 E) 17:00 17:00 Çözüm: P ve M noktaları aynı boylamda olduğu için yerel saatleri aynı olur. L noktası 5 meridyen batıda yani yerel saat geridir. 5 x 4 =20 17:00 - 20= 16:40 Yanıt: D YEREL SAATLERİN HESAPLANMASI Yerel saat hesapları çözülürken genelde şu 4 aşama uygulanır: 1. Şekil çizimi 2. Boylamlar verilmişse boylam farklarını bulup saate çevirme ya da zaman farkı verilmişse farkı boylama çevirerek boylamı bulma. 3. Şekil üzerinde sonuç olarak ileri (doğusunda) ya da geri (batısında) noktayı tespit etme. 4. İleri ise toplama geri ise çıkarma işlemi ile sonucu bulma. Örnek 1: 28° doğu boylamındaki A kentinde saat 10:00 iken 44° doğu boylamındaki B kentinde saat kaçtır ? Çözüm: Öncelikle şekil üzerinde verilen yerleri gösterelim. 1. 2. 44-28 = 16 boylam farkı 16 x 4 dk zaman farkı yani 1 saat 4 dk. saat farkı vardır. 3. Sorulan noktasaati verilen noktanın doğusundadır öyle ise zaman ileri olacak. 4. 10:00 + 1:04 = 11:04 Yanıt: 11:04 Örnek 2: 13° Batı meridyeninden yerel saati 2 saat geri olan A kentinin boylamı nedir ? Çözüm: 1. 2. 2 saat = 120 dk. 3. 13° Batı boylamının batısındaki boylamlar daha büyük dereceler taşır. 4. 13° + 30° = 43° Yanıt: 43° Batı Boylamı. Örnek 3: 30° boylamındaki A kentinde saat 12'yi gösterirken 10° Batı boylamındaki B kentinde yerel saat kaçtır? Çözüm: 1. 2. 0° - 10° sırasında 10 boylam 0° - 30° arasında 30 boylam A-B arasında 10+30=40 boylam farkı: 2 saat 40 dakika zaman farkı. 3. Sorulan nokta A noktasının batısında yani zaman geridir. 4. Yanıt: 9:20 Örnek Soru: (1997/ÖYS) Ekvator'dan 1665 km kuzeyde olan Y noktasının yerel saati, başlangıç meridyenindeki bir yerin yerel saatinden 72 dakika ileridedir. Buna göre, Y noktasının koordinatları aşa-ğıdakilerden hangisidir? A) 10° Kuzey 72° Doğu B) 15° Kuzey 18° Doğu C) 15° Kuzey 36° Doğu D) 15° Kuzey 18° Batı E) 15° Kuzey 72° Batı Çözüm: Yanıt: B ULUSAL SAAT SİSTEMİ Ulaşım olanaklarının modernleşmesi ve hızları-nın artması, ülkeler arasındaki ilişkilerin geliş-mesi uluslararası saati gerekli kılmıştır. Buna göre Dünya çevresi (360°) 15'er derecelik (birer saatlik) aralıklarla 24 saat dilimine ayrılmıştır.(15°x4= 60 dk.) Her ülke veya bölge hangi dilim üzerinde bulunuyorsa o dilimin merkezinden geçen meridyenin yerel saatine göre saatini ayarlar. Yukarıdaki şekilde de görüldüğü gibi Türkiye hem 2. hem de 3. saat dilimlerinde yer almaktadırlar. Ancak ülkemizin büyük bir bölümü 2. saat diliminde bulunduğundan İzmit'ten geçen 30° doğu boylamının yerel saati ortak saat olarak kullanılır. 21 Mart'tan sonra saatler bir saat ileri alınır ve 45° doğu boylamının yerel saati ortak saat olarak kullanılır. 23 Eylül'den sonra saatler geri alınır ve 30° doğu boylamının yerel saati ortak saat olarak kullanılır. TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ Doğu yarı küre ile Batı yarı küreyi birbirinden ayı-ran 180 meridyene paralel uzanan çizgidir. Ancak Büyük Okyanustan geçen çizgi ada ve takım adaları bölmeyecek biçimde sapmalar gösterir. [Sayfa Başlangıcı] DÜNYANIN YILLIK ( YÖRÜNGE ) HAREKETİ [Sayfa Başlangıcı] II. YILLIK HAREKETİ Dünyanın yörüngesi elips şeklindedir ve gün çevresindeki bu yörüngede 365 gün 6 saatte turunu tamamlar. Güneş bu elipsin büyük çapı üzerinde ve odaklardan birinde yer alır. Bu yüzden Dünya Güneşe bazen yaklaşır (Günberi:3 Ocak) bazen de uzaklaşır (Günöte: 4 Temmuz). Bu uzaklaşma ve yaklaşma mevsimlerin oluşumunu etkileyecek kadar önemli değildir. Sadece kuzey ve güney yarıküreler arasındaki mevsim sürelerinin farklı olmasına neden olur. Mevsimler Güneş ışınlarının düşme açısıyla ilgilidir. Bu açının değişmesinin nedeni ise Dünyanın Ekseni ile yörünge düzlemi (Ekliptik) arasındaki açıdır. (66°33'). Ekvator düzlemi ile Ekvator yörünge düzlemi arasındaki açı da buna bağlı olarak oluşur. (23°27') Eksen Eğikliğinin Sonuçları: 1. Mevsimler oluşur. 2. Güneş ışınlarının düşme açısı zaman içerisinde değişir. 3. Gece - gündüz süreleri değişir. 4. Güneş ışınlarının dik geldiği kesimlerin yıl içinde değişmesi ve Dönencelerin oluşması. 5. Kutup dairelerinin enlem dereceleri oluşur. 6. Aynı boylam üzerindeki noktalarda Güneş'in doğuş ve batış saatleri değişir. 7. Kutup noktaları ile daireleri arasında sürekli gece ve gündüzler yaşanır. 8. Kuzey ve Güney Yarım kürelerde farklı mevsimler yaşanır. 9. Muson rüzgarları oluşur. 10. Ekvatordan kutuplara gidildikçe gece-gündüz süreleri arasındaki farkın artması. Örnek Soru: Ekvator düzlemi ile yörünge düzlemi arasındaki 23o 27 lik açı 33o olsaydı. Dünya ile ilgili birtakım olgular bugünkünden farklı olurdu. Aşağıdakilerden hangisi böyle bir açı değişiminin sonucu olabilir? A) Tropik kuşağın genişlemesi B) Kutup kuşağının ortadan kalkması C) Ekvator çevresinde yıllık ortalama sıcaklıklarının yükselmesi D) Yer'in Güneş'ten aldığı enerjinin artması E) Yer'den uzaya yansımaların artması Çözüm: Dönenceler 33o paralelinden geçeceği için tropik kuşak genişler. Yanıt: A Uyarı: Eksen eğikliği daha küçük olsaydı Örneğin; 50° olsaydı kutup daireleri,50° dönenceler 40° geçerdi. Kutup ve Tropikal kuşak genişlerdi daha büyük olsaydı Örneğin; 80° olsaydı kutup daireleri 80° dönenceler 10° geçerdi; Kutup ve Tropikal kuşaklar daralırdı. 21 HAZİRAN (YAZ GÜNDÖNÜMÜ) Bu tarihte aşağıdaki şekilde de gösterildiği gibi Güneş ışınları Kuzey Yarım Kürede Yengeç Dönencesine dik (90°) açı ile gelirse Aydınlanma çemberi kutup dairelerine teğet geçer. 21 Haziranda Kuzey Yarımkürede yaşanan olaylar aşağıda verilmiştir. Güney yarım kürede bu sıralama olayların tam tersi yaşanır. Kuzey Yarım Kürede; 1. Yaz mevsimi başlar. 2. Kuzey Kutup Dairesi ile Kuzey Kutbu arasında gündüzler 24 saatten fazladır. 3. En uzun gündüz ve kısa gece yaşanır. 4. Türkiye'de saat 12oo 'de cisimlerin yıl içerisindeki en kısa gölgesi oluşur. 5. Yengeç dönencesinde saat 12 oo 'de 6. Bu tarihten sonra gündüzler kısalır; geceler uzamaya başlar. 21 ARALIK (KIŞ GÜNDÖNÜMÜ) Bu tarihten aşağıdaki şekilde de gösterildiği gibi Güneş ışınları Güney Yarımkürede Oğlak Dönencesine dik gelir ve aydınlanma çemberi kutup dairelerine teğet geçer. 21 Aralık Kuzey yarım kürede yaşanan olaylar aşağıda verilmiştir. Güney Yarımkürede bu sırada bu dolayların tam tersi yaşanır. Kuzey Yarımkürede; 1. Kış mevsimi başlar. 2. En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır. 3. Türkiye'de saat 12oo'de cisimlerin yıl içerisindeki en uzun gölgesi oluşur. 4. Kuzey Kutup dairesi ile Kuzey kutbu arasındaki enlemlerde gece süresi 24 saatten fazladır. 5. Yengeç dönencesinde saat 12oo de cisimlerin yıl içindeki en uzun gölgesi oluşur. 6. Bu tarihten sonra geceler kısalmaya gündüzler uzamaya başlar. 21 MART - 23 EYLÜL (Ekinoks -Gece, gündüz eşitliği) Bu tarihlerden güneş ışınları. Ekvator'a dik gelir ve Aydınlan-ma Çemberi kutup noktalarından geçer. Kuzey Yarımkürede 21 Mart ilkbahar, 23 Eylül sonbaharın başlangıcıdır. Güney Yarımkürede ise, 21 Martta sonbahar 23 Eylülde ilkbahar başlar ve şu olaylar yaşanır. 1. Güneş tam doğudan doğup tam batıdan batar. 2. Aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş sadece ekinoks günlerinde aynı anda doğar ve batar (12 saat ara ile) 3. Her iki kutup noktasında da Güneş görülür. 4. Gel-git genliği en fazladır. 5. Ekvator'da cisimlerin gölge boyu sıfır olur. 6. Türkiye'de saat 12oo 'de oluş gölge boyu cismin boyuna en yakındır.

06 Dec 2006

(1)